
Esas No: 2013/14-35
Karar No: 2013/266
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/14-35 Esas 2013/266 Karar Sayılı İlamı
- BIRDEN FAZLA KIŞI ILE BIRLIKTE CINSEL SALDIRI
- NITELIKLI CINSEL SALDIRI
- ZINCIRLEME SUÇ
- TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 80
- TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 37
- TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 53
- TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62
- TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 43
- TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 102
"İçtihat Metni"
Nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı TCK"nun 102/2, 102/3-d, 43, 62 ve 53. maddeleri uyarınca sanıklar Gökhan ve Doğan’ın 12’ şer yıl 6’ şar ay, sanık Ufuk’un ise 10 yıl 11 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Sivas 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.10.2011 gün ve 12-16 sayılı hükmün sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 28.03.2012 gün ve 1906-3551 sayı ile;
“Sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan zamanaşımı süresi içerisinde dava açılması mümkün görülmüştür.
Dosya kapsamına göre aralarında fikir ve eylem birliği bulunan sanıklar Doğan, Gökhan ve Ufuk"un araç içinde cebir ve tehdit kullanmak suretiyle mağdurenin direncini kırmalarının ardından Doğan ve Gökhan"ın, Ufuk"un iştirakiyle mağdureye karşı aynı mekanda birbirini takiben nitelikli cinsel saldırı suçunu gerçekleştirdikleri ve bizzat işledikleri eylemden ayrı olarak diğerlerinin eylemine de TCK"nın 37. maddesi anlamında katılmalarından dolayı sanıkların TCK"nın 102/2 ve 102/3-d maddelerine göre belirlenen cezalarının teselsül nedeniyle aynı Kanunun 43. maddesi uyarınca da artırılmasında herhangi bir aykırılık görülmediğinden tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir” açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 06.07.2012 gün ve 10986 sayı ile;
“...Somut olayda, sanıkların müşterek fail olarak gerçekleştirdikleri hareketlerinin hukuki anlamda çokluğundan söz edilmesi mümkün değildir. Yine, zincirleme suçun koşullarından "aynı suçun değişik zamanlarda birden çok işlenmesi" koşulunun, olayda gerçekleşmediği de ortadadır. Aksi halin kabulü, sanıkların ardı ardına tekrarladıkları tipe uygun hareketlerinin, TCK’nın 102/2. maddesindeki seçimlik ve tek hareketli suçu birden çok ihlâl ettiği anlamına gelecektir ki, bunun kanun koyucunun amacına, tercihine ve kanunla benimsenen yeni suç teorisine uygun düşmeyeceği açıktır. Şu durumda, her bir sanığın sadece tek suçu olsa da, hâkim, sanıkların suçu işleyiş şeklini 61. maddeye göre değerlendirerek, yaptırımın alt ve üst sınırlar arasında belirlenmesi suretiyle, cezayı bireyselleştirebilecektir" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 31.10.2012 gün ve 11606-10493 sayı ile, itirazın Daire Üyeleri N.Meran ve İ.Zengin"in karşı oylarıyla ve oyçokluğuyla yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nun 43. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Olay tarihinde sanıkların bir işyerinin kiralanması için sanık Doğan"ın eşi olarak tanıtmak bahanesiyle yanlarına gelmesini sağladıkları 1986 doğumlu olan mağdureyi daha sonra bırakmayarak ıssız bir yere götürdükleri, burada saat 21.00 sıralarında aracın arka tarafında sanık Doğan "ın mağdure ile zorla cinsel ilişkiye girmek istediği, mağdurenin karşı koyması üzerine onun alın bölgesine kafa ile vurup kollarından tutarak arazide çıplak bırakacağı ya da öldüreceği tehdidi ile nitelikli cinsel saldırı eylemini tamamladığı, sanık Doğan"ın mağdureye karşı aracın arka koltuğunda nitelikli cinsel saldırı eylemini gerçekleştirdiği sırada diğer sanıkların aracın ön koltuklarında oturdukları, sanık Doğan "ın eylemini tamamlamasından sonra aracın arka koltuğundan kalkarak aracın ön kısmına, sanık Gökhan"ın ise mağdurenin bulunduğu aracın arka kısmına geçtiği, sanıklar Doğan ve Ufuk aracın ön kısmında oturmakta iken bu kez sanık Gökhan"ın mağdureye karşı zorla nitelikli cinsel saldırı eylemini gerçekleştirdiği, daha sonra tüm sanıkların araçtan indikleri, sanıklar Doğan ve Gökhan"ın sanık Ufuk"a sıranın kendisine geldiğini belirterek mağdurenin yanına araç içine gönderdikleri, sanık Ufuk"un araç içerisine bindiği ancak mağdureye yönelik herhangi bir cinsel davranışta bulunmadığı, arabada 5-10 dk kadar bekleyerek diğer sanıkların mağdureye tecavüz ettiğine ilişkin kanaat oluşmasını sağladığı, mağdureye de sormaları halinde kendisinin de ilişkiye girdiğini söylemesini tembih ederek araçtan indiği, sanıkların daha sonra mağdureyi saat 21.45 sıralarında bir otobüs durağına getirip bıraktıkları, mağdurenin 155 nolu telefonu arayıp bildirmesi sonucu olayın ortaya çıktığı ve sanıkların yakalandıkları anlaşılmaktadır.
Ceza hukukunda kanundaki suç tanımına uygun olarak gerçekleşen her netice ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalandırılır. Ancak bazı hallerde birden fazla netice meydana gelmiş olsa bile, faile meydana gelen netice kadar ceza verilmeyerek tek bir ceza verilmesi ile yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın faile tek ceza verilmesini gerektiren hallerden biri de zincirleme suçtur. Zincirleme suçta faile tek ceza verilirken, kanunun öngördüğü miktarda bir artırımın da yapılması sözkonusudur.
Zincirleme suç, 765 sayılı TCK"nun 80. maddesinde; “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır” şeklinde düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK"nun 43/1. maddesinin konumuza ilişkin ilk cümlesinde; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir” biçiminde düzenlenmiştir.
5237 sayılı Yasanın 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için,
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
5237 sayılı Kanunun 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır.
765 sayılı TCK’nda yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim 765 sayılı TCK’nun yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir. 5237 sayılı TCK’nun 43/1. maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu halde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nun 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir.
Burada “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları üzerinde de durulmalıdır. Kanunda bu konuda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin belirlemelerin yapılması mümkün olmadığından, bu husus her somut olayın ve işlenen suçun özelliği gözönüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir. Bu bağlamda “aynı zamanda” kavramı dar yorumlanmayarak, çok kısa zaman aralıkları da, aynı zaman dilimi olarak kabul edilmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulu"nun 08.06.2010 gün ve 98–143 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
Diğer taraftan Ceza Genel Kurulu"nun 02.03.2010 gün ve 259-47 sayılı kararında da açıklandığı üzere, bir fiilin hukuki anlamda tekliği ile doğal anlamda tekliği kavramlarının aynı olmadığı da gözardı edilmemelidir. Bazen suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. Örneğin; kasten yaralama suçunda, failin sanığa önce yumrukla sonra sopayla sonra tekmeyle birçok kez vurması halinde doğal anlamda birçok hareket bulunmakla birlikte hukuksal anlamda bu hareketlerin tamamı tek bir kasten yaralama fiilini oluşturacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanıkların olay tarihinde önceden aralarında vardıkları anlaşma doğrultusunda bir araç ile ıssız bir yere götürdükleri mağdurenin cebir ve tehdit ile direncini kırdıktan sonra aynı suç işleme kararı altında diğer sanıkların da araç içerisinde bulunduğu bir sırada sanıklar Doğan ve Gökhan"ın mağdureye karşı nitelikli cinsel saldırı eylemini gerçekleştirmeleri şeklinde gerçekleşen olayda, eylemlerin değişik zamanlarda işlendiği, başka bir anlatımla aynı zaman diliminde işlenmediği gibi, hukuksal anlamda tek bir fiilden de söz edilemeyeceğinden, olayda sanıklar hakkında TCK"nun 43/1. maddesinin uygulanma şartlarının gerçekleştiğinin kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi V.Dirim; "Yeni Türk Ceza Adalet Sisteminde "Kaç tane fiil varsa o kadar suç, kaç tane suç varsa o kadar ceza" kuralı geçerlidir. Ancak, "Suç ve Cezada Orantılılık İlkesi" uyarınca bu kuralın; bileşik suç (TCK m. 42), zincirleme suç (TCK m. 43/1) ve fikri içtima (Fikri içtima; aynı -TCK m. 43/2- neviden fikri içtima ve farklı -TCK m. 44- neviden fikri içtima olmak üzere ikiye ayrılır.) olmak üzere üç ayrı istisnası kabul edilmiştir.
Zincirleme suçun varlığı için, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi gerekir. Bu durumda faile tek ceza verilir, ancak; bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
TCK"nın 43. maddesinin 3. fıkrasına göre, 1 ve 2. fıkra hükümleri kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında uygulanmaz. Yâni, cinsel saldırı ya da çocuğun cinsel istismarı suçlarında da koşulları varsa, zincirleme suç veya aynı neviden fikri içtima hükmü uygulanabilir.
Dar bir yorumla, değişik zamanlarda işlendiği kabul edilebilecek fiillerin birden fazla olması, her zaman hukuken de birden fazla fiilin ve dolayısıyla birden fazla suçun varlığını kabul etmemizi gerektirmez.
765 sayılı TCK"nın 80. maddesinde "muhtelif zamanlarda vaki olsa bile" ibâresinin yer almasına karşılık, 5237 sayılı TCK"nın 43/1. maddesinde "değişik zamanlarda" ibâresine yer verilmesi nedeniyle; yeni dönemde "geniş yorum"un kabul edildiğini, fiilin doğal olarak tekliği ile hukuki teklik kavramlarının aynı olmadığını, aralarında hukuki ve fiili kesinti olmayan, her biri tek başına da suç teşkil edebilen hareketlerin kısa süre içinde tekrarlanması halinde, bu hareketlerin bir bütün olarak tek bir fiil olarak kabul edilmesi gerektiğini, düşünmekteyiz.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu düşünceden hareketle, 02.10.2007 günlü, 2007/6-195 esas ve 2007/197 karar sayılı kararında, "fiilin tekliği" konusunda geniş yorumu benimsenmek suretiyle, "yakınanın evinden para ve bir kısım eşya ile birlikte alınan otomobil anahtarıyla evin otoparkında bulunan aracın çalınmasının tek bir hırsızlık suçunu oluşturacağı"nı kabul etmiştir. Buna karşılık 21.05.2013 günlü, esas ve karar sayılı kararında; "gündüzleyin bina içinden mağdura ait cep telefonu, araç anahtarı çalınması, aynı günün gecesinde ise; gündüz çalınan anahtarla mağdurun otomobilinin çalınmaya teşebbüs edilmesi suçlarını" fiiller arasında zaman bakımından aralık(fiili kesinti) bulunması nedeniyle zincirleme suç olarak kabul etmiştir.
YCGK 08.06.2010 günlü, 11/98–143 esas ve karar sayılı kararında ise; "Kanunda "aynı zaman" ve "değişik zaman" kavramları konusunda açıklık bulunmadığından, bu hususun her somut olayın özelliği göz önüne alınarak değerlendirilmesi ve eylemin değişik zamanlarda işlenip işlenmediğinin belirlenmesi, bu bağlamda, aynı zaman kavramının dar yorumlanmayarak, çok kısa zaman aralıklarının da aynı zaman dilimi olarak kabul edilmesi" gerektiğini açıkça vurgulamıştır.
Yargıtay eski kararlarında, mağdurun ardı ardına farklı yollarla (önce oral, sonra vajinal ya da anal yoldan veya farklı sırayla) cinsel saldırının nitelikli haline maruz bırakılması durumunda, birden fazla suçun oluştuğu ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği görüşünde iken (Örneğin 5.CD."nin 23.02.2006 günlü, 2005/19512–2006/1058 ile 31.03.2008 günlü, 1490–2964 esas ve karar sayılı kararlarında olduğu gibi ); daha sonraki kararlarında aralıksız olarak yapılan bu tür hareketlerin tek bir suç olarak değerlendirilmesi gerektiğini, belli bir süre aralık verdikten sonra bu hareketlerden birinin ya da bir kaçının tekrarlanması durumunda ise; zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağını kabul etmiştir.
Yargıtay 14. CD de son dönemde vermiş olduğu birçok kararında (Örneğin; 28.12.2011, 1372–6105 ile 06.02.2012 günlü, 2011/22245–2012/755 esas ve karar sayılı kararlarında olduğu gibi) failin mağdurla (aynı ortamda) iki kez cinsel ilişkiye girmiş olmakla birlikte, herhangi bir kesinti olmaksızın, ard arda(peş peşe) gerçekleştirilen fiillerin; bir bütün olarak tek bir suç teşkil ettiğini kabul etmiştir.
Somut olayımızda; müşterek fail olan sanıklar, isnat olunan nitelikli cinsel saldırı suçunun tipe uygun fiillerini(sırayla cinsel ilişki), değişik zamanlarda değil, ardarda(diğer bir ifadeyle aynı zamanda) gerçekleştirdiklerinden ve fiiller arasında hukuki ya da fiili bir kesinti bulunmadığından, bu fiiller doğal anlamda tek olmasa da hukuken tek bir suç olarak kabul edilmelidir.
Bu nedenle, zincirleme suçun varlığı kabul edilerek TCK"nın 43/1. maddesinin uygulanması yerine, TCK"nın 61. maddesinde belirtilen kriterler uyarınca, temel cezanın alt sınırdan ayrılarak belirlenmesi suretiyle nitelikli cinsel saldırı suçundan birkez hüküm kurulmasıyla yetinilmesi gerekir.
Bu sebeple itiraz yerindedir, çoğunluk görüşüne katılmıyorum" düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi N.Meran; "TCK.nın 43/1. maddesinde zincirleme suça ilişkin olarak bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedileceği, ancak bu cezanın, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılması gerektiği hükme bağlanmıştır.
Bu hükmün uygulanabilmesi için öncelikle aynı suçun nitelikli ya da basit ve temel haliyle işlenmesi kararının bulunması, suç oluşturan eylemlerin değişik, diğer deyişle farklı zamanlarda aynı kişiye karşı işlenmesi şarttır. Bir suçun işlenmesi sırasındaki kesintisiz devam eden eylemlerin çokluğu, eylemlerden biri ya da bir kısmı başka bir suçu oluşturmuyorsa, birden fazla kanun hükmünün ihlal edildiğinden ve başka suçun oluştuğundan da söz edilemeyecektir.
Failin önceki suç oluşturan hareketleri, değişik zamanda işlenen, aynı suçu oluşturan eylemlerin temel, basit ya da nitelikli halini oluşturuyorsa, aslında son hareketlerin başka bir suç olduğu, ancak aynı suç işleme kararı ile işlendiğinden ve önceki fiillerin devamı olarak, aynı suç işleme kararı ile işlenmiş olduğu algısını oluşturduğundan, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği söylenebilmektedir.
Suça ilişkin kast, bir “suç işleme kararı”ndan farklı anlamlar taşımaktadır. Belli bir zamanda işlenen her suç hareketi için failin cezalandırılması kastının bulunmasına bağlıdır. Failin suç oluşturan eylemini bilerek ve isteyerek doğrudan kastla işlediği, önceki suç eylemleri ile araya, kesinti kabul edilebilecek bir zaman sürecinin girmesinden sonra işlenen aynı suça ilişkin hareketlerle kastın yenilendiği, suç konusuna tekrar saldırı niteliği taşıyan, değişik zamanda, yenilenen kastla işlenen her suç hareketinin aslında başka bir suçu oluşturduğu, ancak bunların zincirleme olarak işlendiğini kabul edilmesinin temelindeki düşüncenin, “aynı suçun işlenmesi kararı” olduğu açıktır.
TCK.nın 102/3-d maddesinde cinsel saldırı suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte, işlenmesi hâlinde, verilen cezaların yarı oranında artırılması öngörülmüştür.
Tartışma konusu olayda, sanıklar suça ilişkin eylemleri sırasıyla mağdurenin rızası olmaksızın, cinsel saldırı suretiyle gerçekleştirmişler, birisinin saldırısı sırasında diğerleri otomobilin arkasında beklemişlerdir. Olayın mağdureye karşı birden fazla kişi ile işlendiğinde, birisinin cinsel ilişkiye girdiği sırada, diğer sanıkların mağdurenin direncinin kırılmasına katkıda bulunduğunda kuşku yoktur. Bu nedenle TCK.nın 102/2. maddesi uyarınca verilen cezaların,
Suçun birlikte işlendiğinin kabulüyle aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca arttırılması yerinde bir uygulamadır.
Bir sanığın cinsel saldırıyı gerçekleştirildiği sırada diğerine manevi olarak destek verdiği, kendisi cinsel saldırıda bulunurken de, önceki saldırı da bulunanın, eylemi işlemekte olana, mağdurenin direncinin kırılması suretiyle destek olduğu açıktır. Ancak, her bir sanık sırasıyla gerçekleştirdikleri eylemlerinde, TCK.nın 37. maddesi uyarınca zaten doğrudan birlikte işleyen durumundadır. Sanıkların cezasının, cezanın arttırıcı nedeni olan 102/3. madde uyarınca arttırılması, aynı suçu işlerken birbirlerinden destek almaları, birbirlerine yardımcı olmaları, suçun işlenmesinde az ya da çok katkılarının bulunması, suçun konusu olan mağdure üzerinde ortak bir hakimiyet kurmaları ve saldırıyı gerçekleştirmeleri nedeniyledir.
Suç hareketlerinin aynı mağdureye karşı kesintisiz zaman sürecinde işlenmiş olması, zincirleme suça ilişkin TCK.nın 43/1. maddesindeki “değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi” ifadesindeki duruma karşılık gelmemektedir. İşlenen her eylemin, sonradan işlenen bir diğerine göre daha önce ya da sonra, değişik zamanda işlendiği söylenebilir ise de, kesintisiz devam eden eylemlerde, yukarıda belirttiğimiz, bir suç işleme kararıyla, değişik zamanlarda yenilenen kastla işlenen birden fazla suç hareketinden bahsetmenin olanağı bulunmamaktadır. Aksi takdirde, belli bir zamanda başlayıp eylemine kesintisiz devam eden failin, suçun işlenmesi olarak kabul edilebilecek, okşama ve devamında organ sokma suretiyle gerçekleşen her bir hareketinin, 43. maddenin uygulanma alanına girdiğini düşünmek gerekecektir.
Açıkladığımız nedenlerle birden fazla kişi ile birlikte cinsel saldırı eylemlerini, biri beklerken diğerinin işlemesi suretiyle gerçekleştiren sanıkların herbirinin 102/2. maddeye göre belirlenen temel cezasının, suçun işleniş biçimi ve birlikte işleyen kişi sayısı da gözetilerek alt sınırdan ayrılmak suretiyle belirlenmesi, ardından TCK.nın 102/3. maddesi uyarınca arttırılmasının yerinde olduğu, kesintisiz işlendiği, ortada birden fazla suçun bulunduğundan söz edilemeyeceği, suç eylemlerine ilişkin olarak 43. madde uygulamasının hukuka uygun olmayacağı, birden fazla kişinin, sırayla ve asli failin değişmesi suretiyle mağdure ile cinsel ilişkiye girme eyleminde, cezanın TCK.nın 61. maddesi uyarınca belirlenmesinde alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle aynı Kanunun 3. maddesinde öngörülen hakkaniyet ve suç ceza orantısının sağlanması gerektiği kanaatinde bulunduğumuzdan;
Birlikte işleme nedeniyle cezanın arttırılmasında kullanılan ağırlaştırıcı nedenin, sanıklardan birisinin eylemine TCK.nın 37. maddesi uyarınca doğrudan birlikte işlemek suretiyle katılma, bu sanıktan sonra cinsel saldırı eylemini kendisinin gerçekleştirmiş olması dolayısıyla, 43. maddenin uygulamasının gerektiği yönündeki eleştirel, kararımızın kaldırılmasını talep eden itiraznamenin Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine ilişkin sayın çoğunluk düşüncesine katılamıyorum" düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı ve beş Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle itirazın kabulü gerektiği yönünde karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.05.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.