15. Hukuk Dairesi 2016/2477 E. , 2017/2415 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, davacının eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak ve işlemiş faiz için giriştiği takibe davalının itirazı üzerine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, vâki itirazın iptâli ile takibin devamı ve %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatı istemlerine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi"nin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu"nun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu"nun 154 ve devamı maddeleri hükmünce ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanunu"nun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir.
Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu"nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6335 sayılı Kanun"un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu"nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun"la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi
Kanunu"nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re"sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun"un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemelerine açılan ticari davalarda görev kuralına dayanılmamış olması, asliye ticaret mahkemesine görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir. Başka bir anlatımla, yargı çevresinde asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde bir ticari uyuşmazlığın çözümü için asliye hukuk mahkemesine genel mahkeme sıfatıyla dava açılması halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilmeksizin işin görülmesi gerekir. Buna karşılık, Kanun aksi durumu düzenlememiş olduğundan, asliye hukuk mahkemesinin ticari olmayan bir davayı asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla görmüş olması açıkça bozmayı gerektiren bir usule aykırılık halini oluşturmaktadır.
Somut olayda; davacı ve davalının tacir olduğu ve uyuşmazlığın tarafların ticari işletmesiyle alakalı olduğu anlaşıldığından davaya bakmaya asliye hukuk mahkemesi görevli olmayıp asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Bu durumda görevli olmayan mahkemeye açılan davanın; göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle HMK"nın 115/2. maddesi gereğince Ordu’da ayrı bir ticaret mahkemesi bulunması durumunda görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddi kararı verilmesi, ayrı bir ticaret mahkemesi bulunmaması durumunda, mahkeme ara kararı ile ticaret mahkemesi sıfatıyla davaya bakılması gerekirken genel mahkeme sıfatıyla davaya bakılıp esastan inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.
Bozma sebebine göre diğer temyiz itirazları incelenmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 06.06.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
- K A R Ş I O Y -
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 5/4. maddeye göre; asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olması,
görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi, davaya devam eder. Bu madde TTK"da 6335 sayılı kanunla yapılan değişiklik ile getirilmiştir. Bu maddenin nasıl yorumlanıp uygulanması gerektiği konusunda değişiklik gerekçesine bakmak yararlı olacaktır. Değişikliğe ilişkin yasa gerekçesinde şu açıklamalar yapılmıştır:
"Özel ihtisas (ticaret) mahkemeleri bulunmayan yargı çevrelerindeki ihtisas konusu davalarda görev, genel olarak asliye hukuk mahkemelerinindir. Bu tür davalarda, davacının görev kuralına dayanmamış olması, söz gelimi “Ticari davalara bakmakla görevli Asliye Hukuk Mahkemesi” ibaresinin dava dilekçesinde yer almamış olması, uygulamada davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddi sebebi sayılmaktadır. Bu pratik, yargılama hukukunun felsefesi ile bağdaşmadıktan başka görevin kamu düzeninden olması prensibi ile de uyumlu değildir. Ayrıca görev kuralının uygulanabilmesi için, iki ayrı mahkemenin (fiziki ayrılığın) bulunması gerekir. Ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresinde, ticaret mahkemesi/asliye hukuk mahkemesi ikilisi değil, tek- mahkeme (asliye hukuk mahkemesi) vardır. Özünde ihtisas mahkemesi olmamasına karşın asliye mahkemesine bu görev, o yargı çevresinde asliye ticaret mahkemesinin bulunmaması nedeniyle kendisine zorunlu olarak yüklenmektedir. Bu gibi Kanundan kaynaklanan sıfat birleşmelerine ve görev temerküzüne, taraflar aleyhine sonuç doğuran hükümler tertip olunamaz. Ayrıca geliştirilen usuli red pratiği, “makul süre” ölçütünde adil yargılanma hakkına da aykırıdır. Görev bakımından aslolan, davanın asliye hukuk mahkemesine açılmış olmasıdır.
Önerilen modelin, yargı çevresinde bulunmayan tüm özel-ihtisas mahkemeleri yönünden genel kural olarak usulde (HMK’da ) veya organik Kanunda (26/09/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun) yer alması gerekir. Yasama organı, genel olarak karşılanmamış bu ihtiyacı, önündeki kısmi sorunda görmezlikten gelemez. Temenni edilen bu özel düzenlemenin genel bir ilkeye (düzenlemeye) dönüşmesidir. İfade edilen gerekçelerle, Tasarının çerçeve 2’nci maddesinde asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olmasının görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyeceği ve asliye hukuk mahkemesinin davaya devam edeceği yönünde düzenleme yapılmıştır."
Madde, gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde ayrı ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde ticaret mahkemesinin görevine giren bir davanın ticaret mahkemesi sıfatından söz edilmeksizin asliye hukuk mahkemesine açılması halinde davaya bakmaya asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu, yasanın bu görevi zorunlu olarak asliye hukuk mahkemesine verdiği ve bu nedenle asliye hukuk mahkemesinin ticaret mahkemesinin görevli olduğu şeklinde bir saptamaya girmeksizin davaya bakması gerektiği kabul edilmelidir. Yasa koyucu ticari davalar için zaten davaya bakmak durumunda olan asliye hukuk mahkemesinin görev incelemesine girişmesini gereksiz görmüş bu konuda esneklik tanımış ve adil yargılanma hakkının uygulaması için olduğunu da gerekçesinde açıklayarak bunu emredici düzenleme haline getirmiştir. Bu nedenle görevsizlik kararı verilemeyeceği gibi buna bağlı olarak davaya ticaret mahkemesi sıfatıyla bakıldığına dair ara kararı verilmemiş olması da usuli bir eksiklik olarak değerlendirilemeyeceğinden Yargıtay tarafından da bu husus bozma nedeni sayılmamalıdır.
Yukarıda sözü edilen kural ve açıklamalarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; taraflar tacir ve dava tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olduğundan TTK 4 ve 5. maddelere
göre davaya bakmaya ticaret mahkemesi görevli ise de Ordu da asliye ticaret mahkemesi kurulmuş olmadığından davaya asliye hukuk mahkemesinde bakılması gerekmekte olup dava dilekçesinde ticaret mahkemesi sıfatıyla dava açıldığından söz edilmemesi veya mahkemenin davaya ticaret mahkemesi sıfatıyla baktığına dair ara kararı vermemiş olması hükmün görev yönünden bozulmasını gerektiren bir eksiklik olarak değerlendirilemeyeceğinden hükmün görev yönünden bozulmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılamıyorum.