Kasten yaralama suçundan sanık H. Ç."in 765 sayılı TCK"nun 456/2, 457/1 ve 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.11.2006 gün ve 343-305 sayılı hükmün sanık müdafii, katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.10.2007 gün ve 1227-7348 sayı ile;
"Birleştirilen Kocaeli Çocuk Mahkemesi dosyasında sanığın savunmasının alındığı ve esaslı işlemlerin yapıldığı 04.10.2004 günlü duruşma tutanağının 5. sayfasının 31587 sicil nolu üye hakim A. B.tarafından imzalanmaması suretiyle CMK"nun 219. maddesine muhalefet edilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 18.12.2007 gün ve 326-436 sayı ile, sanığın 765 sayılı TCK"nun 456/2, 457/1 ve 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 01.07.2009 gün ve 7157-4158 sayı ile;
"...Sanık H. ile kardeşi maktül N. arasında arazi anlaşmazlığından kaynaklanan husumet olup, olay öncesi maktül N.’ın kızı E.’in nişanının sanık H.’ın itirazı üzerine bozulması nedeniyle, H.ın oğlu sanık S.’in nişanlanmasına da maktül N.ın karşı çıktığı, bu nedenle aralarındaki husumetin arttığı, olay günü sanıklar H. ve D.’in evlerinin balkonunda oturdukları sırada;
Sanık S.’in araziden gelen kızı E.ile konuşmaya çalıştığını gören maktül N.’ın daha evvel kızını sanık S. tarafından dövülmesi nedeniyle, tek kırma av tüfeğini alıp ateş etmek istediği sırada, mağdur Resmiye’nin müdahale etmesi üzerine, maktulün havaya doğru bir el ateş ettiği, aynı anda sanıklardan H.’ın, tek kırma av tüfeğini, sanık D."in ise çift namlulu av tüfeğini alarak fikir ve irade birliği içerisinde, ilk ateş sesinden 30-40 saniye sonra maktül N.’a ve maktule N.’ye ateş ettikleri, bu atışlar sonucu maktüle N.’nin ve N.’ın isabet alarak öldükleri, maktul N.’ın yanında bulunan ve ona müdahele eden mağdure R.’nin yaralandığı olayda;
Sanık H."ın, mağdure R.’ye yönelik eyleminde; 5237 sayılı Yasanın 21/2. maddesinde düzenlenen olası kast ile yaralama suçunun unsurlarının bulunduğu gözetilerek, 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK’nun olayla ilgili bütün hükümlerinin yargı denetimine olanak verecek biçimde uygulanması, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması, lehe olan hükmün belirlenmesi ve uygulamanın ona göre yapılması gerektiği düşünülmeksizin hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan lehe kanun değerlendirmesi sonucunda 21.10.2009 gün ve 320-301 sayı ile; sanığın 5237 sayılı TCK"nun 86/1, 86/3-e, 87/1-a, 21/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.10.2010 gün ve 3673-6608 sayı ile;
"...Sanık D.in babası sanık H.ile birlikte av tüfeği ile maktüllere ateş ettikleri sırada mağdure R."nin sol kolunun işlevinin sürekli zayıflamasına neden olacak ve hayati fonksiyonlarını 4. derecede etkileyecek şekilde kırık oluşturarak yaraladıkları olayda; kemik kırığı nedeni ile 5560 sayılı Yasanın 4. maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı TCK"nun 87/3. maddesi de dikkate alınarak, değişiklik öncesi ve sonrası hükümlerin somut olarak olaya uygulanıp, Yargıtay denetimine olanak verecek açıklıkta ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması, lehe olan hükmün belirlenmesi ve 5237 sayılı TCK"nun 44. maddesi gereğince, aynı eylem nedeniyle oluşan birden fazla neticesi sebebiyle ağırlaşan yaralamada, sanıkların en ağır netice doğuran artırım nedeninden sorumlu tutulması gerektiği ve TCK’nun 87/1.maddesinin (a) bendinin uygulanması halinde ayrıca kemik kırığının da oluşması nedeniyle kasten yaralama suçuna dair temel cezanın belirlenmesinde alt sınırdan uzaklaşılmasının mümkün olduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece bu bozmaya da uyularak yapılan yargılama sonucunda; 02.02.2011 gün ve 489-25 sayı ile, sanığın 5237 sayılı TCK"nun 86/1, 86/3-e, 87/1-a, 21/2. ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 27.09.2011 gün ve 5408-5529 sayı ile;
"...Hükmün gerekçesinde 765 sayılı TCK ile yapılan uygulamanın lehe olduğu belirtildiği halde 5237 sayılı TCK ile hüküm kurulması suretiyle gerekçe ile uygulama arasında çelişki yaratılması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 01.02.2012 gün ve 444-41 sayı ile; lehe olan kanunun 5237 sayılı TCK olduğunun açıkça belirtilmesine göre gerekçede herhangi bir çelişkinin bulunmadığı görüşüyle önceki hükmünde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “zamanaşımı nedeniyle bozma ve düşme” istekli 21.09.2012 gün ve 96040 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Maktûller N. ve N. Ç."e yönelik kasten öldürme suçundan sanıklar H. Ç. ve D. Ç. hakkında kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sanık S. Ç. hakkındaki beraat hükmü ve kasten yaralama suçundan sanık D.Ç.hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, inceleme sanık H. Ç. hakkında mağdur R. Ç. aleyhine işlenen kasten yaralama suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, lehe olan kanunun tespitine yönelik değerlendirmenin usulüne uygun şekilde yapılıp yapılmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; dava zamanaşımının gerçekleşip gerçeklemediği hususunun Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Adli Tıp Kurumu Kocaeli Şube Müdürlüğünün 14.04.2005 günlü raporuna göre, 06.08.2004 günü gerçekleştirildiği iddia olunan ateşli silah yaralanmasının mağdur R."nin hayatını tehlikeye düşürmeyip, 60 gün mutat iştigaline engel teşkil edeceği, sol ön koldaki arızasının devamlı uzuv zaafı niteliğinde olduğu, sol ön koldaki balistik özelliği bulunmayan metal parçalarının çıkarılmasının hayati tehlike doğurabileceği,
Aynı kurumun 08.10.2009 tarihli raporuna göre ise, yaralanmanın yaşamı tehlikeye düşürmediği, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğu, açık humerus kırığının hayat fonksiyonlarını ağır (4.) derecede etkileyeceği, duyulardan ya da organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu,
Yargılama sonucunda sanığın kasten yaralama suçundan mahkumiyetine karar verildiği, dava zamanaşımını kesen en son işlemin 01.02.2012 tarihli mahkûmiyet hükmü olduğu ve zamanaşımını durduran bir neden de bulunmadığı,
Anlaşılmaktadır.
765 sayılı TCK’nun 102. maddesinde, kanunlarda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, maddenin dördüncü fıkrasında da beş seneden fazla olmamak üzere hapis ya da para cezalarını gerektiren suçlarda bu sürenin beş sene olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanunun 104/2. maddesi uyarınca kesen bir nedenin bulunması halinde, zamanaşımı kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Ceza Genel Kurulunun 26.06.2012 gün ve 978-250 ile 23.01.2007 gün ve 254-5 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup, davayı düşüren hallerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, re’sen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığa yüklenen ve 765 sayılı TCK"nun 456/2. maddesinde düzenlenen suça iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüş olup, buna göre, 765 sayılı TCK’nun 102/4. maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı 5 yıl, 104/2. maddesi göz önünde bulundurulduğunda ise kesintili dava zamanaşımı 7 yıl 6 aydır.
Suç niteliği yönünden aleyhe temyizin bulunmadığı, daha ağır başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 06.08.2004 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak 765 sayılı TCK"nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık kesintili dava zamanaşımı, yerel mahkemece direnme hükmünün verildiği tarihten sonra 06.02.2012"de dolmuş bulunmaktadır.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK’nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 765 sayılı TCK’nun 102/4, 104/2. ve 5271 sayılı CMK’nun 223. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.02.2012 gün ve 444-41 sayılı direnme hükmünün dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 765 sayılı TCK’nun 102/4, 104/2 ve 5271 sayılı CMK’nın 223. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.02.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.