“5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının 216/3. maddesine aykırı olarak 14.04.2010 tarihli son oturumda hazır bulunan sanıklara son sözleri sorulmadan hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması" isabetsizliğinden bozulmasına oyçokluğuyla karar verilmiş,
Daire üyesi K.Tosun ise; "Cumhuriyet savcısının mütalaası okunduktan sonra sanıklara ve sanıklar müdafiine esas hakkındaki diyeceklerinin sorulduğu ve bundan sonrada davanın esasına etkili herhangi bir işlemin yapılmadığı, dolayısıyla sanıkların savunma haklarının kısıtlanmadığı, bu nedenle sanıklara son sözün sorulmamasının bozma nedeni yapılmaması gerektiği" görüşüyle karşıoy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 27.08.2012 gün ve 40677 sayı ile;
"14.04.2010 tarihli son duruşmada, esas hakkındaki mütalaadan sonra sanıkların herbirine esas hakkındaki mütalaa için söz hakkı verilmiş, sanıklar savunmanının esasa ilişkin beyanı alındıktan sonra da (sanıklara son sözleri sorulmadan) belirtilen cezalandırma kararı verilmiştir.
CMK"nun 216/3. maddesi, "Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" hükmünü amirdir. Bu düzenleme, sanık/sanıklar için, kendilerini yeterince ifade edebilmeleri için verilmiş bir savunma hakkıdır. Ceza yargılamasında maddi gerçekliğin esas olduğu göz önüne alındığında, kendini ancak yeterince ifade edemeyen sanık için bu hükmün mutlaka işlerlik kazanması gerekir. Dosya kapsamı ele alındığında, sanıklara (gerek kendileri, gerekse tercümanları aracılığıyla) esas hakkında mütalaadan sonra bir bakıma son söz verilmiştir. Son sözün verilme amacı, tüm yargılama süreci ve kapsamına ilişkin genel bir değerlendirme olması gerekir. Başka bir anlatımla son sözler olgusu, savunmaların bir tekrarı niteliğinde olmaması gerekir. CMK"nun 216. maddesinin (1) ve (2) fıkralarına bakıldığında, delillerin ortaya konması sırasında söz hakkının kimlere ve hangi sırayla verileceği ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Bu nedenle, eğer yeni bir delil ortaya konmamış ise, esas hakkında savunma için beyanda bulunan sanık için son söz ibaresi yazılmadığından bahisle savunma hakkının kısıtlandığından söz edilmesi isabetli değildir. Dikkat edildiğinde, esas hakkındaki mütalaa sonrasında ve karar anına kadar sanıkların aleyhine hiçbir işlem yapılmadığı gibi, karar da, esas hakkındaki mütalaa gibi çıkmıştır.
Öte yandan mahkemece sanıklara son söz verilmemesinin, bir unutma olduğu da açıktır. Esas hakkındaki mütalaadan sonra sanıklara mütalaaya ilişkin diyeceklerinin sorulması, "son söz" ibaresinin unutulduğunu göstermektedir. Esas hakkındaki mütalaa sonrası herhangi bir işlem yapılmamış ise, salt "son söz" ibaresinin yazılmamasının bozma nedeni yapılması, hakkaniyete uygun olmayacaktır.
Kaldı ki, sanıkların esas hakkındaki mütalaaya karşı diyecekleri sorulduğunda, sanıkların hepsi, suçsuz olduklarını, mütalaayı kabul etmediklerini, beraat etmelerini ve tahliyelerini istedikleri görülmektedir. Belirtildiği gibi, bu beyanlar, zaten sanıklar için son söz niteliğindedir.
Sonuç itibariyle; sanıklara ve savunmanlarına esas hakkında savunmadan sonra beyanlarının sorulması, esas hakkındaki mütalaadan sonra esaslı ve/veya sanıkların açıklaması gereken bir işlemin yapılmaması, sanıkların esas hakkındaki mütalaadan sonraki tespit edilen beyanlarının son sözleri niteliğinde olması olguları gözetildiğinde, sanıkların savunma haklarının mutlak kısıtlandığından söz edilmesi isabetli değildir" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
6352 sayılı Kanunla değişik CMK"nun 308. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazını inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 25.09.2012 gün ve 22607-25493 sayı ile; itirazın yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların hazır bulunduğu duruşmada son sözün sanıklara verilmeden yargılamanın bitirilmesinin 5271 sayılı CMK"nun 216/3. maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanıkların suç tarihinde Irak ülkesinden 7 adet katır ile gümrük kaçağı eşya getirdikleri şüphesiyle yakalandıkları, soruşturma sırasında tutuklanmalarına karar verildiği, soruşturma sonucunda sanıklar hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3/1 ve 4/2. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Uludere Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, Uludere Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılamanın 14.04.2010 tarihli ikinci oturumuna sanıklar ve müdafiinin katıldığı, anılan celsede olay tutanağını düzenleyen kolluk görevlileri ile savunma tanıklarının dinlendiği, tanık beyanlarına karşı Cumhuriyet savcısı, sanıklar ve müdafiinin görüşlerinin alındığı, bilahare Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünü açıkladığı, bu görüşe karşı sanıkların ayrı ayrı savunma yaptığı, sanıkların ardından bu kez sanıklar müdafiinin esasa ilişkin savunmasını yaptığı, bu işlemden sonra yerel mahkemece yargılamanın bittiği bildirilerek hükmün tefhim edildiği anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK’nun 251. maddesine paralel düzenlemeler içeren 5271 sayılı CMK’nun 216. maddesinin son fıkrasında; “Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm gereğince katılmış olduğu takdirde mutlaka son söz sanığa verilerek duruşma bitirilecektir. Ceza Genel Kurulunun 06.07.2004 gün ve 138-159; 25.04.2006 gün ve 3-124; 04.12.2007 gün ve 246-261, 29.01.2008 gün ve 193-7 ile 28.04.2009 gün ve 77-111 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usul kuralı emredici nitelikte olup, uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Ceza yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkıdır, hazır olduğu oturumda son sözün sanığa verilmeden hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurmaktadır.
Nitekim öğretide de; "En son söz sanığındır. Son sözün sanığa verilmesi, müdafaa bakımından çok önemlidir. Bunun içindir ki son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi mutlak temyiz sebebi (hukuka kesin aykırılık) ve dolayısıyla bozma sebebi sayılmaktadır" (Nurullah Kunter, Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. Bası, Beta, İstanbul, s. 1293); "Hüküm (karar) safhasına geçmeden önce son söz hazır bulunan sanığa verilmek zorundadır. Bu hüküm (CMK"nun 216/3) silahların eşitliği ve suçsuzluk karinesi ilkelerinin bir gereği olarak düzenlenmiş ve uyulması zorunlu emredici bir hükümdür" (Yener Ünver, Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası, Adalet, Ankara, cilt: 2, s. 138); şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle duruşmada hazır bulunan sanığa mutlaka son sözün verilmesi gerektiği düşüncesi ittifakla benimsenmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünü açıklamasından sonra duruşmada hazır bulunan sanıkların esasa ilişkin savunmada bulundukları, sanıklardan sonra sanıklar müdafiinin de esasa ilişkin savunma yaptığı ve bu işlemden sonra yargılamanın bitirilerek hükmün tefhim edildiği göz önüne alındığında, yargılamanın bitirilmesinden önce sanıklara son sözün verilmemesi 5271 sayılı CMK"nun 216/3. maddesine aykırılık oluşturduğundan, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usule aykırılık nedeniyle yerel mahkeme kararının Özel Dairece bozulmasına karar verilmesi isabetlidir.
Bu itibarla, yerinde olmayan Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.01.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.