10. Hukuk Dairesi 2015/16250 E. , 2015/22475 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : ...... İş Mahkemesi
Tarihi : 12.05.2015
Dava, davacının sadece 506 sayılı Yasa"ya tabi hizmetlerine istinaden yaşlılık aylığı tahsisi ile biriken yaşlılık aylıklarının hak ediş tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ödetilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
05.05.1964-31.01.1998 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa"ya tabi kesintili, 22.03.1985 tarihi ile 2015/3. ayı arasında (-halen) 1479 sayılı Yasa"ya tabi kesintili sigortalılığı ve 24.11.1966-24.11.1968 tarihleri arasında askerlik borçlanması bulunan davacının, 26.02.1998 tarihli tahsis talebi üzerine, Kurum tarafından 04.04.2006 ve 05.01.2007 varide tarihli yazılar ile davacının 31.08.1992 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalısı olduğu ve Bağ-Kur hizmeti devam ettiğinden 26.02.1998 tarihli yaşlılık aylığı tahsis talebinin sonra Kurum"a tabi prim ödemesinin bulunmadığı gerekçesi ile tahsis talebinin reddedildiği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamına göre, davacının 01.05.1993-31.01.1998 tarihleri arasındaki 1530 gün 506 sayılı Yasa"ya tabi sigortalılığının, 1479 sayılı Yasa"ya tabi sigortalı süre ile çakıştığı belirgindir.
Sosyal Güvenlik Hukukumuzda, "sosyal sigortalarda çokluk", bir başka anlatımla bireylere olabildiğince sosyal sigorta hakkı tanıma, "yararlanmada ve yükümlülükte teklik" ilkesi egemendir. Buna göre, aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında bulunulamaz. Çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü, kanun hükümleriyle engellenmiştir. Belirtilmelidir ki, anılan düzenlemelerde yer alan "emekli sandıklarına aidat ödemekte olanlar" ibareleri, "başka sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olanlar" şeklinde anlaşılmalı, "sosyal güvenlik kuruluşları ibarelerinin de aynı zamanda "sosyal güvenlik kanunları" terimlerini içerdiği kabul edilmelidir.
01.10.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren, 5510 sayılı Kanunun 53’üncü maddesi uyarınca; sigortalının aynı Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık statülerinden birden fazlasına aynı anda tabi olunmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle (c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında sigortalılık yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılacaktır.
5510 sayılı Kanunun anılan 53’üncü maddesi, 6111 sayılı Kanunun 33’üncü maddesiyle değiştirilmiş; sigortalının 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) ile (c) bendinde yer alan sigortalılık statülerine aynı anda tabi olunmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle (c) bendi kapsamında, (a) ile (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statülerine tabi olacak şekilde çalışması halinde ise (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacağı düzenlemesi getirilmiş; ancak, değişikliğe ilişkin anılan 33’üncü maddede ayrıca söz konusu değişikliğin maddenin yürürlük tarihinden öncesi için uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. 6111 sayılı Kanunun yürürlüğe dair 215/b maddesiyle; ...33... maddesi yayımı takip eden ayın birinci günü yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir. 6111 sayılı Kanun 25.02.2011 tarihinde yayımlanmış olup; bu durumda anılan değişiklikler 01.03.2011 tarihinden itibaren uygulanabilecektir. Başka bir deyişle 5510 Sayılı Kanunun 53. maddesi ve bu maddede yapılan değişikliklerin ancak yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren uygulanabilecekleri dikkate alınmalıdır.
5510 sayılı Kanunun yürürlükte olmadığı 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin olarak bu tür çakışan (ikili) sigortalılığa ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için ise, gerçek ve fiili çalışmanın, başka bir anlatımla baskın sigortalılık olgusunun hangi Kurum ve Kanun kapsamında gerçekleştiği belirlenmeli, aynı döneme rastlayan gerçek ve fiili çalışmalardan hangisinin sigortalının hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıdığı ortaya konulmalıdır. Şu durumda 506 sayılı (hizmet akdine dayalı olarak işveren/işverenler tarafından çalıştırılma) ve 1479 sayılı (hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma) Kanunlar kapsamında veya 5510 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri çerçevesinde birleşen (çakışan) zorunlu sigortalılık olgusuna ilişkin olarak; 5510 sayılı Kanunun yürürlükte olmadığı 01.10.2008 tarihi öncesi dönem yönünden, baskın sigortalılığa üstünlük tanınmalı, 01.10.2008 – 01.03.2011 dönemi yönünden 5510 sayılı Kanunun 53. maddesi gereğince ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınmalı, 01.03.2011 tarihinden itibaren ise anılan maddede 6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklik gözetilerek hizmet akdine dayalı çalışmaya değer verilmelidir.
Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında, eldeki davada, davacının 01.10.2008 dönemi öncesine rastlayan, Bağ-Kur’a prim ödemesi bulunmayan ve davacının kendi nam ve hesabına çalışması da olmadığı anlaşılan 01.05.1993-31.01.1998 tarihleri arasındaki 1530 günlük süre yönünden Bağ-Kur sigortalısı sayılamayacağı, çalışmalarının 506 sayılı Yasaya tabi olarak geçtiğinin kabulü gerektiği gözetilerek, davacının çakışan dönemde 506 Sayılı Yasaya tabi çalışmalarına üstünlük tanınarak, 26.02.1998 tarihli tahsis talebi dikkate alınarak, yaşlılık aylığı tahsis koşulları irdelenmeli ve elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya iadesine, 17.12.2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.