10. Hukuk Dairesi 2014/23766 E. , 2015/22410 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi : Kayseri 1. İş Mahkemesi
Tarihi : 26.08.2014
No : 2013/892-2014/741
Davacı, 31.08.1989-08.05.1991 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun ve 01.11.2013 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitini talep etmiştir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, yaşlılık aylığına dair istemin kabulüne, 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılık süresinin tespitine dair istem yönünden ise atiye terk nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanaklarından olan ve 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25. maddelerinde “...kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler...”, “meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren” zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmışken, anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir. 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar” için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar” kayıtlı oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadır.
22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikte ise, bu kez, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gerçek ve götürü usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlardan” gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkarlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.
02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemede de; kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gelir vergisi mükellefi olanlar ile, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıt olanlar” sigortalı sayılmışlardır.
Yukarıda açıklanan tüm bu Kanunlarla yapılan değişiklikler; önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılık niteliklerine son vermemekte, değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Bağ-Kur sigortalılık niteliğini kazananlar yönünden yeni düzenlemeler içermektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki, bu durumun kabulüne yasaca ve hukukça olanak olmadığı açıktır.
Davada somutlaşan olayda; 01.05.1988-31.08.1989 ve 08.05.1991-15.12.1997 tarihleri arasında vergi kaydı, 30.06.1997-25.11.2013 tarihleri arasında sicil kaydı bulunan davacının, vergi kaydı esas alınarak 01.05.1988 tarihi itibariyle 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edilip, sigortalılığı aynı tarihten itibaren devam ettirilirken, 23.12.2013 tarihli yaşlılık aylığı başvurusu üzerine, Kurumun yaptığı incelemede vergi, sicil ve oda kaydının bulunmadığı gerekçesiyle 31.08.1989-08.05.1991 dönemine ilişkin sigortalılığının iptal edildiği, davacının anılan döneme ilişkin prim borcunu 1997 yılı prim affı olarak da adlandırılan 4247 sayılı Kanundan yararlanarak ödediği anlaşılmaktadır.
Davalı Kurumca iptal edilen 31.08.1989-08.05.1991 tarihleri arasındaki döneme ilişkin prim borcunun davacı tarafından 1997 affından yararlanarak ödendiğinin anlaşılması karşısında, tahsil edilen primler davalı Kurum tarafından uzun süre kullanılmış olduğundan Kurumun bu süreyi iptal etmesi Medeni Kanun’un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağından bu süreyi de sigortalılık süresi olarak kabul etmek gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 1.10.1997 gün ve 1997/10-578 Esas, 1997/758 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir.
Mahkemece, yargılama sürecinde alınarak hükme de dayanak kılınan 22.08.2014 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda, uyuşmazlık konusu olan 31.08.1989-08.05.1991 tarihleri arasındaki dönem kabul edilmese dahi davacının tahsis talep tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığı gerekçesiyle yaşlılık aylığı bağlanmasına dair istemin kabulüne karar verilmiş ise de; 22.10.1964 doğumlu olan davacının, 01.06.2002 tarihi itibariyle, uyuşmazlık konusu olan 31.08.1989-08.05.1991 tarihleri arasındaki dönem haricinde 13 yıl 10 ay 23 gün prim ödemesi bulunup, 25 tam yıl prim ödeme süresi için kalan 11 yıl 1 ay 7 günlük prim ödeme süresi nazara alındığında, 1479 sayılı Yasanın Geçici 10. maddesinin 2. fıkrasının (h) bendi gereği, yaşlılık aylığı tahsisi için 25 yıl primi ödenmiş sigortalılık süresi ve 51 yaş şartına tabi olduğu çekişmesizdir. Hal böyle olunca, yaşlılık aylığı tahsis talep tarihi olan 23.10.2013 tarihi itibariyle 51 yaşını doldurmayan davacı yönünden yaşlılık aylığı tahsis şartlarının gerçekleştiğinden bahsedilemeyecek olup, uyuşmazlık konusu olan 31.08.1989-08.05.1991 tarihleri arasındaki dönem kabul edilmese dahi davacının tahsis talep tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığı yönündeki bilirkişi raporu ile bu yöndeki mahkeme kabulü isabetsizdir.
Yukarıda belirtilen hukuki ve fiili durumlar ışığında, mahkemece yapılması gereken iş, öncelikle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Hakimin davayı aydınlatma ödevi" başlıklı 31. maddesi ile "Tarafların Dinlenilmesi" başlıklı 144. maddesi kapsamında, davacıya talebini açıklattırarak, 31.08.1989-08.05.1991 tarihleri arasındaki döneme yönelik sigortalılık süresinin tespitine dair talebinin bulunup bulunmadığını belirlemek, talebinin bulunması halinde, bu dönem yönünden davanın kabulüne karar vermek ve yaşlılık aylığı koşullarını da bu çerçevede değerlendirerek bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 17.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.