13. Hukuk Dairesi 2018/4240 E. , 2018/8217 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, ... bünyesinde Kamu İhale Kanunu çerçevesinde aldığı ihale ile bilgi-veri ve temizlik hizmeti işlerini yürüttüğünü, belediyede çalışan ..."in ... 5. İş Mahkemesi’nin 2010/35 esas 2011/118 karar sayılı dosyasında açtığı ve kazandığı işçilik alacağı davasından dolayı davalı belediyenin 21.834,24 TL yi hak edişinden kestiğini, bu nedenlerle davalı ... tarafından yasal dayanağı bulunmayan 21.834,24 TL kesintiye ilişkin alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, sabit görülen davacının davasının KABULÜNE, 21.834,24 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davalı tarafından açılan hizmet ihalesini kazanan alt işveren davacının, davalı işyerinde çalıştırdığı işçisine, davalı belediyece ödenen işçilik alacakları nedeniyle hak edişlerinden yapılan kesintinin iadesi istemine ilişkindir.
4857 sayılı İş Kanununun 2/6 ncı maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereğiyle teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeriyle ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işverenle birlikte sorumludur.” hükmü bulunmaktadır.
Dava konusu olayda da davacı ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davalı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeriyle ilgili olarak İş Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müseselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir.
Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen, “Aksi karalaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir.
İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleriyle düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ... olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; davacının hak edişlerinden, davalı asıl işveren tarafından tahsil edilen işçilik alacakları, dava dışı işçinin sadece davalı şirket nezdindeki çalışmasını değil, dava dışı diğer alt işverenler nezdindeki çalışmalarını da kapsamaktadır. İşçinin çalışmış olduğu her bir alt işveren dönemine isabet eden işçilik alacaklarından, ilgili olan alt işveren sorumlu olacağından, davalı alt işverenin sorumluluğu da sadece kendi dönemiyle sınırlı olmalıdır. Davalının “son işveren“ olması da bu sonucu değiştirmez. Ayrıca iş mahkemesi kararı işçiye karşı kesin hüküm teşkil etmektedir. Tarafları ve konusu iş mahkemesi davasından farklı olan ve Borçlar Kanuna dayalı bu dava yönünden kesin hüküm teşkil etmez. Bununla birlikte feshe bağlı bir hak olan ihbar tazminatından ise, diğer işverenler sorumlu olmayıp, sadece son işveren sorumludur. Başka bir ifadeyle davalı asıl işveren, dava dışı işçiye ... olduğu ihbar tazminatını ancak son alt işveren olan davacıdan rücuen tahsilini talep edebilir. Bunun dışındaki tüm işçilik alacaklarından ise, işçinin çalışmış olduğu dava dışı ve davacı alt işverenler, davalı asıl işverene karşı, kendi dönemleriyle sınırlı olmak üzere sorumludurlar. Davacının dışında başka alt işveren bünyesinde, dava dışı işçinin çalıştığı iş mahkemesi dosyasından anlaşıldığından davacının kendi dönemiyle sınırlı sorumlu tutulması gerekmektedir. O halde mahkemece, davacının, rücu alacağına konu kıdem tazminatı alacağından, işçinin bir yıldan az bir çalışması olsa da, sadece kendi dönemine isabet eden miktarlar üzerinden sorumlu olduğu, ihbar tazminatının ise tamamından sorumlu olması gerektiği tüm çalışma dönemine ilişkin alacağın tamamından sorumlu tutulamayacağı, taraflar arasındaki hizmet alımı sözleşmesinin eki olan teknik şartnamenin 28. maddesine göre davacının sorumlu olduğu miktarın tamamının hak edişinden kesilebileceği hususu gözetilerek, mahkemece, konusunda uzman bilirkişiden taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/09/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.