10. Hukuk Dairesi 2021/3130 E. , 2021/13252 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
No : 2019/1684-2020/1707
Feri Müdahil : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı adına Av. ...
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı ve fer"i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı ve feri müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı; davalı bünyesinde işyerleri sayımı saha çalışması yapmak üzere 01/05/1986 tarihinde işe başladığını, SSK kaydının yapılması için istenilen resmi belgelerin tamamının eksiksiz olarak davalı tarafa teslim edildiğini, işe giriş itibarıyle işe giriş bildirgesi düzenlendiğini, 16379573 sigorta sicil numarası oluşturulduğunu, davalı bünyesinde 40 gün çalıştığını, davalı tarafın SSK kaydını giriş tarihi itibarıyle , SSK primlerini ödemediğini, hak ve menfaatlerinin zarara uğradığını bu nedenlerle davalı bünyesinde işe giriş tarihinin 01/05/1986 tarihi olarak tespiti ile 40 günlük çalışma süreleri ile ilgili yatırılmayan SSK primlerinin davalı tarafından yatırılması, bu hizmetlerin diğer hizmetler ile birleştirilmesine karar verilmesi talep etmiştir.
II-CEVAP:
Feri müdahil Kurum vekili davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Türkiye İstatistik Kurumu personel kayıtlarının tetkiki sonucunda davacı hakkında herhangi bir kayda ulaşılamadığının tespit edildiğini, Türkiye İstatistik Kurumunda çalışmadığı anlaşılan davacının Kurumun yapmış olduğu genel sayımlar ve buna benzer büyük çalışmalar kapsamında, sayımın yapıldığı illerde oluşan il sayım komiteleri tarafından geçici olarak işe alınarak kısa bir süre çalıştırılmış olabileceğinin düşünüldüğünü, bu kapsamda çalıştırılan personellerin bu komitelerin işverenliğinde görev yaptıklarını ancak bu hususta çalıştığı subuta erse bile davanın Kalkınma Bakanlığı ve Türkiye İstiatistik Kurumu aleyhine değil, davacının görev yaptığını iddia ettiği ilgili Valilik aleyhine açılıp bu şekilde görülmesi gerektiği, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak açılan iş bu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
Davanın kabulüne, davacının 01/05/1986 - 10/06/1986 tarihleri arası davalı nezdinde kesintisiz çalıştığının tespitine, karar verildi.
B-BAM KARARI:
Davalı ve fer’i müdahil Kurum vekillerinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Fer’i müdahil Kurum vekili temyiz dilekçesinde; Kurum kayıtlarında 01/05/1986 yılana ait işe giriş bildirgesi bulunmasına rağmen ilgili dönemlere ait bordro kayıtlarında ismine rastlanmamasına, Türkiye istatistik kurumu personel kayıtlarında davacı hakkında herhangi bir kayda ulaşılamamasına karşın Yerel Mahkeme, davacıyı doğrudan tanımayan, davacının kız kardeşinin mesai arkadaşı olduğu için davacının çalışmasını bilen ve çalışmayı doğrulayan şahsın beyanını dikkate alarak davanın kabulüne karar verildiği, Yerel mahkemenin ilgili mevzuat hükümlerini göz ardı ederek hüküm kurmuş olması hukuk ve yasaya aykırı olup yeniden inceleme yapılmasını gerektirdiği, Kurum tarafından yapılan işlemlerin usul ve yasaya uygun olduğu, bahse konu vakıada müvekkil Kurumun herhangi bir kusuru veya hatası olmayıp davanın açılmasına da sebep vermediği belirtilerek kararın bozulması istenmiştir.
Davalı vekili; mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, tek bir tanık beyanına itibar edilerek hüküm kurulduğunu, Yargıtay kararlarında belirtilen hususların dikkate alınmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. ve 5510 sayılı Kanunun 86/9. maddeleridir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; 15.11.1986 doğumlu olan davacı adına, 01.05.1986 tarihinde, Kurumda ... sicil sayılı davalıya ait işverenlik bünyesinde işe başladığına ilişkin, işe giriş bildirgesinin 26.05.1986 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal ettiği, ... sicil sayılı iş yerinin Türkiye İstatistik Kurumu adına, anket işleri mahiyetli olarak 27.06.1972 tarihinde kanun kapsamına alındığı , davacı asil Mahkemeye beyanında; Balıkesir İlinde davalı Kurum nezdinde, işyerlerinin ve çalışanlarının sayım işini yaptığını, işyerlerinde kaç kişi çalışıldığını tespit ettiklerini, ücretlerinin makbuz karşılığında verildiğini, çalışan çok sayıda kişi bulunduğunu, ancak süre çok kısa olduğu için hepsini hatırlamadığını, 3’erli gruplar halinde çalıştığını ifade ettiği, davacı tanığı olarak, 1983-2015 yılları arasında Sanayi Ticaret Bakanlığı Balıkesir İl Müdürlüğünde çalıştığı anlaşılan ...’in beyanına itibarla, Mahkemece kabul kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Eldeki davada, ihtilaf konusu olan 01.05.1986-10.06.1986 tarihleri arasında geçtiği iddia olunan fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Gerçekten sadece bir davacı tanığının beyanına itibarla çalışma olgusunun varlığının tespiti hususunda , yeterli ve gerekli araştırma yapılmaksızın yazılı şekilde kurulan hüküm hatalı olmuştur.
Davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınıp araştırma genişletilerek, ihtilaf konusu dönem (01.05.1986-10.06.1986 tarihleri arasında) içerisinde davalı işyerine ait dönem bordrolarında adı geçen ve davacının çalışmalarını bilebilecek nitelikteki çalışanlar tespit edilmeli, bordolarda adı geçen kişilerin adreslerinin tespit edilememesi veya beyanları ile yetinilmediği takdirde, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, zabıta, maliye, meslek odası aracılığı ve muhtarlık marifetiyle işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde uyuşmazlık konusu dönemde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanları, yoksa işyeri sahipleri araştırılıp tespit edilmeli, belirlenen bu şahısların davacının davalı işyerlerinde kesintisiz ve sürekli çalışıp çalışmadığı hususunda beyanlarına başvurulmalı, çalışma şartları, niteliği, süresi belirlenmeli, anket çalışmasına katılan Kurum, kuruluş ve kişilerin isimleri bizzat davacıdan sorularak, Türkiye İstatistik Kurumu’nun cevap dilekçesi içeriği dikkate alınmak kaydıyla, ilgili Kurumla yazışma yapılarak işe giriş bildirgesi verilen davacının ne kadar süre, ne suretle istihdam edildiği hususu sorulup, varsa çalıştığı bölge nezdinde iletişime geçtiği kişilere ilişkin anket formları temin edilerek çalışma süresi irdelenmeli bu bağlamda, gerçek çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde ortaya konulduktan sonra sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı ve fer’i müdahil Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK"nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01/11/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.