Abaküs Yazılım
20. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/6434
Karar No: 2019/6617

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2017/6434 Esas 2019/6617 Karar Sayılı İlamı

20. Hukuk Dairesi         2017/6434 E.  ,  2019/6617 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
    Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
    K A R A R
    Davacı vekili 26.02.2010 tarihli dilekçesinde; müvekkilinin babası tarafından 1958 yılında Hazineden 13.10.1958 tarih ve 14, 15, 22 ve 23 sıra numaralı tapu kaydı ile dört parça taşınmaz satın alındığını, bu taşınmazların ..... köyünde yapılan kadastro çalışmaları sırasında 101 ada 1 sayılı parsel olarak orman vasfıyla Hazine adına tescil edildiğini, müvekkilinin zarara uğradığını, Hazinenin sebepsiz zenginleştiğini belirterek 10.000 TL"lik haksız kazancın fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak koşulu ile sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre satış tarihinden itibaren Devlet alacakları için uygulanan en yüksek faiz miktarıyla Hazine’den alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Mahkemece, ..... köyü, 101 ada 1 sayılı parselin orman vasfıyla Hazine adına yapılan tespitinin 14.11.2008 - 15.12.2008 tarihleri arasında askı ilana çıkarak kesinleştiği ve davanın BK’nın 66. maddesi uyarınca tespitin kesinleşme tarihinden itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra 26.02.2010 tarihinde açıldığı gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, hüküm Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 04.03.2013 gün ve 2012/27399 E. - 2013/3563 K. sayılı kararı ile bozulmuştur.
    Bozma kararında özetle; "Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden; davacı murisinin 1958 yılında Hazineden satın almak suretiyle iktisap ettiği taşınmazın, 2009 yılında yapılan kadastro tespitinde orman niteliği ile Hazine adına tescil edildiği, böylelikle davacı murisi adına olan tapu kaydının geçerliliğini kaybettiğinden, zararın tazminine ilişkin bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
    4721 sayılı TMK"nın sorumluluk başlığını taşıyan 1007. maddesi "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur." hükmünü içermektedir.
    Dava konusu edilen olayda da; geçerli bir tapu kaydının oluşmasından sonra yapılan kadastro sonucunda, taşınmazın orman olarak Hazine adına tescil edildiği ve sonuç itibariyle davacının, Devletin kusursuz sorumluluğundan kaynaklanan bir zararının oluştuğu ve bu zararın tazmininin Devletten istenebileceği gözetilerek, Hazine aleyhinde dava açılması doğrudur.
    Açıklanan nedenlerle; TMK"nın 1007. maddesinde düzenlenen objektif (kusursuz) sorumluluk halinin 818 sayılı Borçlar Kanununun 41. ve devamı maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi bulunmadığından, aynı Kanunun 60. maddesindeki zamanaşımı kuralının uygulanma imkanı olmadığı gibi, TMK"nın 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için de, ayrıca zamanaşımı süresi belirlenmemiştir. Bu itibarla, 818 sayılı Borçlar Kanununun 125. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 146.) maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması esastır.
    Bu durumda; Mahkemece, tapu kaydının geçerliliğini yitirmesi nedeniyle uğranılan zararın, TMK"nun 1007. maddesi uyarınca tazmini istemiyle açılan davada, zamanaşımı süresinin dolmadığı gözetilip, davacının gerçek zararının tespiti için;
    Öncelikle dava konusu taşınmazın arsa mı, yoksa arazi vasfında mı olduğu belirlenip, bu konuda taraflara delillerini ibraz etmek üzere süre verildikten sonra, mahallinde yapılacak keşif sonucunda, öncelikle 1958 tarihli tapu kaydına konu yer ile Hazine adına tescil edilen 101 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın aynı yer olup olmadığı fen bilirkişi raporu ile belirlenerek, taşınmaz arsa vasfında ise; emsal karşılaştırması yapılarak; arazi vasfında ise gelir metodu esas alınarak dava tarihindeki değerini tespit eden bilirkişi kurulu raporuna göre davalı Hazine aleyhine hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.”denilmiştir.
    Mahkemece bozmaya uyulmuş, davacı vekili davasını 77.222,50 TL olarak ıslah etmiş, mahkemece davanın kısmen kabulü ile 8.273,83 TL"nin 18.03.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine, davalı ... Genel Müdürlüğüne karşı açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007. maddesine göre açılan tazminat istemine ilişkindir.
    Mahkemece bozma kararına uyularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de kurulan hüküm usul ve kanuna aykırıdır. Şöyle ki, davacı taraf dava dilekçesi ile şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuş, mahkemece ilk kararda davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine hüküm davanın esasına yönelik olarak bozulmuş, bozma kararından sonra yapılan yargılama sırasında davacılar vekili; 29/09/2014 tarihli duruşmadaki beyanı ile ıslah suretiyle bilirkişi raporunda belirtilen değer üzerinden davanın kabulüne karar verilmesini istemiş ve bu değer üzerinden 29/09/2014 tarihinde ıslah harcını yatırmıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04/02/1948 gün ve 10/3 sayılı kararına göre bozmadan sonra ıslah suretiyle talep sonucunun değiştirilmesinin mümkün olmadığı, bu hususun 06/05/2016 gün ve 2015/1 E. - 2016/1 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile de tespit edildiği göz önünde bulundurulduğunda, mahkemece bozma kararından sonra gerçekleşen ıslah istemine göre karar verilmesi doğru görülmemiştir.
    Davacı, dava dilekçesinden açıkça anlaşıldığı üzere ... TC kimlik numaralı, .....den olma, 03.06.1955 doğum tarihli ...’dır. Dayanak tapuların tapu malikleri de.... ve kardeşi ...’dır. Mahkemece, 02.06.2014 tarihli celsede “...davacının dayandığı tapu kayıtlarında malikanesinde malikin Garisanlı ..... ve ... olduğu, davacı vekilinin sunduğu vekaletnamede davacının baba adı .....olan ... olduğu anlaşıldı.” denilerek davacı vekilinden sorulmuş, davacı vekilinin “Dosyaya yanlışlıkla aynı aileden başka bir ..."a ait vekaletname sunulmuş, davacı ..."a ait vekaletnameyi sunmak için tarafımıza süre verilsin.” beyanı üzerine davacı vekiline davacıya ait vekaletnameyi sunması için süre verilmiş, davacı vekilinin .... TC kimlik numaralı, ..... oğlu, 1949 doğumlu ...’ın vekaletnamesi sunması üzerine ...’ın tapudaki hissesi oranında davanın kabulüne karar verilmişse de davacı ... ile tapu maliki ... aynı kişiler değildir ve davacının tapu maliklerinin mirasçısı olduğunu kanıtlar bir belge de dosyada bulunmamaktadır.
    Mahkemece, davacıya tapu maliklerinin mirasçısı olduğunu kanıtlar belge sunması için süre verilmesi, davacının tapu maliklerinin mirasçısı olduğunu kanıtlayamaması halinde davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Davacının tapu maliklerinin mirasçısı olduğunu kanıtlaması halinde, mahallinde yapılacak keşif sonucunda, öncelikle 1958 tarihli tapu kayıtlarına konu yer ile Hazine adına tescil edilen 101 ada 1 parsel sayılı taşınmazın aynı yer olup olmadığı fen bilirkişi raporu ile belirlenerek çekişmeli taşınmaz arazi niteliğinde olduğundan sulu-kuru olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı, iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 6754 sayılı Bilirkişilik Kanununun 39. maddesiyle değişik 15. maddesinde belirtilen yönteme göre oluşturulacak bilirkişi kurulu yardımıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek suretiyle, elde edilen verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak net gelir yöntemiyle dava tarihi olan 2010 yılındaki gerçek değerinin hesaplattırılması, bu şekilde tapusu iptal edilen tapu sahibinin gerçek zararının saptanması, bu zararın hissesi oranında dava dilekçesindeki değer dikkate alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.
    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 14/11/2019 günü oy birliği ile karar verildi.






    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi