11. Hukuk Dairesi 2019/48 E. , 2019/6756 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Manisa 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 11.04.2017 tarih ve 2016/416-2017/212 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette 28.12.005-22.05.2008 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, davalı şirketin, yönetim kurulu üyeliğinden kaynaklanan huzur hakkı ücretini ödemediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000,00 TL huzur hakkı alacağının davalı şirketten tahsilini istemiş, akabinde 08.11.2013 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 29.273,00 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, davacının görev yaptığı dönemde şirketin içinde bulunduğu ekonomik durum sebebiyle hiçbir yönetim kurulu üyesine huzur hakkı ödemesi yapılmadığını, davacının da aralarında bulunduğu yönetim kurulu üyelerinin sahip oldukları konum gereği bu alacağı şirketten tahsil edebilecek konumda bulunmalarına rağmen bunu yapmayarak bu haklarından fiili olarak feragat ettiklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, huzur hakkı alacağının doğabilmesi için talep edenin şirket yönetim kurulu üyesi olması,bu sıfatla şirket yönetim toplantıların katılması ve bu sıfatla faaliyette bulunması gerektiği, davacının 22/12/2005-22/05/2008 tarihleri arasında davalı şirket yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı, bu dönemde yönetim kurulu toplantılarına katıldığının tanık beyanları ve dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşıldığı bu nedenle davacının huzur hakkı ücretine hak kazandığı, davalı yanca, her ne kadar davacının görev yaptığı döneme ilişkin olarak genel kurul tarafından tespit edilen huzur hakkı alacaklarının üyelerce talep edilmediği, bu haktan sözlü olarak feragat ettikleri şeklinde savunmada bulunulmuşsa da, feragat hususunda yazılı bir delil ortaya konulamadığı, sözlü feragatin herhangi bir geçerliliğinin bulunmadığı, ayrıca sözü edilen davalı savunmasının söz konusu dönemlere ilişkin olarak davacıya huzur hakkı ödenmesi gerektiğinin zımmen kabul edildiği anlamına geldiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 29.273,00 TL brüt huzur hakkı alacağının 20.000.- TL’sinin dava tarihi olan 09/09/2009 tarihinden, bakiyesinin ıslah tarihi olan 08/11/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 1.499,64 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 04/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.