10. Hukuk Dairesi 2014/7696 E. , 2014/12936 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İstanbul 4. İş Mahkemesi
Tarihi :20.03.2013
No :2012/142-2013/188
Rucüan tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; ilâmda yazılı nedenlerle davanın kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalılar avukatınca istenilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 27.05.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü davalılar adına Av. D.. T.. ile karşı taraf adına Av. B..U.. K.. geldiler. Duruşmaya başlandı. Hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1-Dava; 06.11.1996 tarihli iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerden oluşan Kurum zararının tahsili istemine ilişkin olup, 5510 sayılı Yasanın 21. maddesiyle yeniden getirilen “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı” tazmin hükmünün, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gözetildiğinde, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26. maddesidir. Anılan madde kusur sorumluluğu esasına dayanmaktadır.
506 sayılı Yasada, sorumluluk durumu özel olarak öngörülmüş olduğundan, iş kazası nedeniyle işverenin tazmin sorumluluğunu düzenleyen anılan Yasanın 10 ve 26. maddeleri kapsamındaki sorumluluk hallerinin genişletilmesi veya genel hükümler uyarınca kusursuz sorumluluk yoluna gidilmesine olanak bulunmamaktadır. Mahkemenin işveren M..Ş..’nun Borçlar Kanunu gereğince sorumluluğunun hem kusuruna dayalı, hemde kusursuz sorumluluğa dayalı olduğu, haksız fiil nedeni ile zarara uğrayan kişiye karşı kusurlu olan herkes sorumlu olduğu gibi işveren olan kişi kusurlu olmasa bile adam çalıştıran kişi olması nedeni ile kusursuz sorumluluğunun da söz konusu olduğuna dair kabulü isabetsiz bulunmuş ise de; işverenin zararlandırıcı olayda %25 kusurlu bulunduğunun anlaşılmasına ve mahkemenin bu yöndeki yaklaşımının sonuca etkisinin bulunmamasına göre bu husus bozma sebebi yapılmamıştır.
2-Zamanaşımı defi davanın esası hakkında her türlü muameleye manidir. Bu sorun halledilmeden davanın esası incelenemez. (11.1.1940 tarihli 15/70 sayılı İçt. Bir. Kararı)
Borcu ortadan kaldırmamakla birlikte, yerine getirmekten kaçınma yetkisi veren zamanaşımı defi, ancak, bunu ileri süren taraf yönünden sonuç doğurmakta, bir başka anlatımla, mahkemece kendiliğinden gözetilemeyen zamanaşımı defi, yasal süresinde ileri sürüldüğü takdirde değerlendirmeye alınabilmektedir.
Borçlar Kanununun 332/1. maddesinde belirtilen işçi-işveren arasındaki akde aykırılık eylemleri ve bu çevrede maddenin 2. fıkrası gereğince işverenin akde aykırı davranışları (işçi sağlığı ve iş güvenliğinin gerektirdiği önlemlerin alınmaması vs.) sonucu, 26/1. maddeyle vaki ilişkilendirme, bir bakıma akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabii olmakla; zamanaşımının, işverenler açısından Borçlar Kanununun 125. maddesine göre belirlenmesi gerektiği gözetildiğinde on yıldır.
Zararlandırıcı sigorta olayına neden olan 3. şahıslar yönünden; üçüncü kişi ile sigortalı arasında akdi bir ilişki söz konusu olmayıp 506 sayılı Kanununu 26/2 maddesi ile Borçlar Kanununa yollamada bulunulduğundan, Borçlar Kanunun 60. maddesinde öngörülen bir ve her halükarda haksız fiil tarihinden itibaren on yıllık haksız fiil zamanaşımı süresinin uygulaması gerekir.
Kurum, ceza davasına müdahil olarak katılamadığından rücu davalarında, Borçlar Kanununun 60. maddesindeki ceza zamanaşımı ise uygulanmamaktadır.
Zamanaşımı süresi, zararın ve eylemi gerçekleştirenin (failin) öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlamakta olup, Kurumca zararın öğrenilme tarihinin, gelirlerin onay, giderlerin sarf ve ödeme günü olduğu açıktır. Tazminat yükümlüsünün öğrenilme tarihine ilişkin olarak ise, Kurumun yetkili organının faili öğrendiği tarih esas alınmalıdır. Bu kapsamda; ceza mahkemesince yargılanıp hakkında cezalandırma kararı verilen üçüncü kişi yönünden, Kurumun, ceza kararının kesinleştiği tarihte faili öğrendiği kabul edilmeli, cezalandırma kararının söz konusu olmadığı durumlarda ise yöntemince yapılacak araştırma sonunda tazminat yükümlüsünün kim olduğunun öğrenilme tarihi açıklıkla saptanmalıdır. Önemle belirtilmelidir ki, zamanaşımı süresinin, hem zararın, hem de tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren, bir başka anlatımla, ancak, her iki olgu gerçekleştikten sonra işlemeye başlayacağı dikkate alınmalıdır.
Somut olayda; ekmek fabrikasında gece çıkan yangında, üst kat yatakhanede olan sigortalı A.. A..’in vefat ettiği, “K..Cad. No:.. E..” adresinde faaliyet gösteren T.. E..Fabrikasının davalı K.. Ü.. adına tescilli olduğu, sigortalının aynı adreste tescilli ekmek satışı işyeri olan Ş.. M.. işçisi olarak gösterildiği, davalılardan sigortalının işvereni Ş..M... yönünden Kurum sigortalısının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin tahsis onay tarihi 31.03.2011 tarihi olduğu gözetildiğinde Borçlar Kanunu 125. maddesindeki 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı belirgindir.
Davalı K.. Ü.. yönünden; davalının işverenlik sıfatının olması halinde Borçlar Kanununun 125. maddesindeki 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, üçüncü kişi olması halinde ise; kaza tarihi 06.11.1996 tarihinden itibaren Borçlar Kanunu 60. maddesindeki olay tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmiş olduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece; sigortalının yaptığı işin niteliği, sadece ekmek satışı işinde çalışıp çalışmadığı, K.. Ü..’ın emir ve talimatları altında ekmek üretimi faaliyetlerine katılıp katılmadığı araştırılarak, davalılardan K.. Ü..’ın üçüncü kişi mi, işveren mi olup olmadığı belirlenerek, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler uyarınca zamanaşımı definin değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davalılar avukatı yararına takdir edilen 1.100,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, temyiz harcının istem halinde davalılara iadesine, 27.05.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.