14. Hukuk Dairesi 2018/5138 E. , 2021/3090 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 30.10.2012 gününde verilen dilekçe ile inanç ve muris muvazaası hilesine dayalı tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 18.11.2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine ve muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davacı ile davalı olan babası ..."ün ..."dan 1978 yılında göçmen olarak geldiklerini, 1986 yılına kadar ailenin birikimleri ile dava konusu taşınmazın arsasının alındığını ve zemin katın el birliği ile yapıldığını, davacının 1991 yılında evlenmek üzere zemin üzerine bir kat daha çıkılması için babasına teklifte bulunduğunu, babasının durumu müsait olmadığından davacıya yapıldığı taktirde 1/2"sinin kendisinin olabileceğinin söylendiğini, davacının kendi imkanları ile bu katı tamamladığını ve bu zamana kadar kullandığını, davalı ...’in 31.01.2011’de taşınmazı diğer davalı ...’a muvazaalı olarak sattığını, taşınmazın ... adına olan kaydının ½ hissesinin iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davacının ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde açmış olduğu dava ile taşınmazın 2. katının kendisi tarafından yapıldığından bahisle 15.000,00TL"lik alacak davası açtığını, 2012/134 Esas sayılı dosyada ikinci katın değerinin talep etmesine rağmen, sunduğu ikinci dilekçe ile taşınmazın 1/2"sinin tapusunun iptalini istediğinden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davalının taşınmazı ..."ten tapu kayıtlarına itibar ederek iyiniyet ve resmi senet ile satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolayı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (İnanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar, yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; davacı tarafından inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davası açılmış ise de, bu dava açılmadan önce muhdesat bedelinin tazmini talep edilmiş olmakla davacı tarafın tercihini muhdesattan dolayı tazminat olarak belirlemiştir. Yapının bir bölümünün kendisi tarafından yapıldığını iddia ederek sebepsiz zenginleşme nedeniyle tazminat talep eden davacının dava konusu talebi ıslah etmeden diğer bir dava ile inanç ilişkisine dayanamaz. Davanın kararda yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru değil ise de hüküm sonucu esas bakımından usul ve kanuna uygun olduğundan HUMK’nun 438/son maddesi gereğince hükmün gerekçesinin değiştirilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün gerekçesinin yukarıdaki şekilde DEĞİŞTİRİLEREK DÜZELTİLMİŞ bu gerekçe ile ONANMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.04.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.