10. Hukuk Dairesi 2013/22293 E. , 2014/11133 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Dava, sürekli işgöremezlik derecesindeki artışın tespiti, buna göre fark aylıkların tahsili, birleşen davalar ise, yargılamanın yenilenmesi ve maddi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiğ şekilde, davanın ve birleşen davaları redlerine karra verilmiştir.
Hükmün, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu. Temyiz konusu hükme ilişkin dava, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. Maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1- Maddi tazminat davasında müterrafik kusur oranlarının belirlenmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği gibi tazminatın hesaplanması için ayrı bir bilirkişi incelemesi de yaptırılması gerekir. Maddi tazminatın saptanmasında ise; zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, işgörebilirlik çağı, işgöremezlik oranı ve karşılıklı kusur oranları, Sosyal Sigortalar tarafından bağlanan peşin sermaye değeri gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerektiği tartışmasızdır.
Sürekli işgöremezlik durumunun belirlenmesi, maluliyet oranının saptanmasına ilişkin davalarda ise, sağlık tesislerince düzenlenecak raporlar esastır.
Bu durumda; her iki dava için izlenecek yöntem ve esas alınacak kıstaslar birbirinden tamamen farklıdır. Her iki davanın tefrik edilmesi yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için gereklidir. Ayrı ayrı açılıp görülmeleri gerekli bu tür davaların birlikte görülmeleri doğru görülmemiştir.Kaldı ki, manevi tazminat davalarına ilişkin olarak Dairemiz kararları ile bu tür davalar yönünden asıl görevli Yargıtay ilgili dairelerinin kararları arasında farklı uygulamalar ortaya çıkabilecektir. Öte yandan,
temyiz aşamasında inceleme mercileri farklı olan bu davaların birbirinden bağımsız sonuçlandırılmalarında hukuki istikrar ve kararlara olan güven bakımından da yarar bulunmaktadır.
Mahkemece öncelikle yapılacak iş; her iki davayı ayırmak, yargılamayı birbirinden bağımsız olarak sonuçlandırmaktan ibarettir.
2- Hukuk yargılamasında kural olarak kesin hükme bağlanmış bir davaya yeniden bakılamaz ise de; bunun en önemli istisnasını yargılamanın iadesi oluşturmaktadır. Bazı ağır yargılama hatalarından ve eksikliklerinden dolayı, maddi anlamda kesin hükmün ortadan kaldırılmasını ve daha önce kesin hükme bağlanmış bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yolu niteliğindeki yargılamanın iadesi nedenleri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 375’inci maddesine sayılmıştır.Yapılan yargılama sonunda, anılan yasal düzenlemede yer alan ve yargılamanın yenilenmesini gerektirir bir durumun ortaya çıkmadığının anlaşılmış bulunması karşısında, mahkemenin yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine dair kararı sonuç itibariyle isabetlidir.
3- Gerek 506 sayılı Kanunun 25. ve 57. maddeleri, gerekse 5510 sayılı Kanunun 94. maddesi, sigortalıya her zaman sürekli iş göremezlik derecesinde veya malullük durumunda bir artış olduğu iddiasını ileri sürme olanağı tanımaktadır. Kurum da sigortalı hakkında her zaman kontrol muayenesi ve tetkik isteyebilir.
Sürekli iş göremezlik ve malullük halinin belirlenmesinde izlenecek yolun ne olduğu ise 506 sayılı Kanunun 109. maddesinde (2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun “Sağlık Raporlarının Usul ve Esasları”na dair 95. maddesinde) hükme bağlanmıştır.Buna göre, kurum sağlık tesisleri tarafından raporlara dayanılarak verilen kararlara karşı ilgililerin S.S.Yüksek Sağlık Kuruluna itiraz hakları mevcuttur.Söz konusu kurulun raporlarının Kurumu bağlayacağı diğer ilgililer yönünden bağlayıcı olmayıp başka sağlık kurumları,tarafından inceleme ve araştırma yapılmasını isteyebilecekleri 28.06.1976 tarih ve 6/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararının gereğidir.
Nitekin somut olayda,davacının belindeki rahatsızlık sebebiyle Kurumca ve ilgili mahkeme kararıyla ve sonrasında iki kez (09.4.2004 ve 05.10.2007 tarihli) Yüksek Sağlık Kurulu raporları ile %14 olarak belirlenen sürekli işgöremezlik derecesi hakkında, Adli Tip 3. İhtisas Kurulu"nun 21.3.2010 gün ve 4797 sayılı Raporunda davacının meslekte kazanma güç kaybının %21,2 olduğu sonucuna varıldığı anlaşılmaktadır. Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu raporu ile Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi raporu arasında çelişki ortaya çıkması durumunda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 06.10.2010 gün ve 10-390 / 449 sayılı kararında da belirtildiği şekilde, çelişkinin Adli Tıp Kanunu"nun 15. maddesi gereği Adli Tıp Genel Kurulunca giderilmesi gereklidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 20.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.