4. Hukuk Dairesi 2018/3149 E. , 2018/6228 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı ... vekilleri Avukat ..., Avukat Yargıtay Ek Bina-1
Vekaletler Caddesi, No: 3 Bakanlıklar / ANKARA tarafından, davalı ... aleyhine 22/01/2014 gününde verilen dilekçe ile aldatılan eş nedeni ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 22/02/2018 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekilleri tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava; kişilik haklarının ihlali nedeni ile uğranılan manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm davacı vekili ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı; davalının kendisi ile evli olduğunu bildiği halde dava dışı eşi ile birlikte olduğunu, eyleminin kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğunu iddia ederek, uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur.
Davalı; davacının iddialarını kabul etmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemenin 22/12/2014 tarihli ilk kararında; toplanan delillere göre davalının, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olduğu hususu sabit görülerek davanın kısmen kabulü ile davacı eş yararına manevi tazminata hükmedilmiştir.
Dairemizin 05/04/2016 tarihli ilamında; ""Dava konusu eylemin gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK"nın müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerinin uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Zira, söz konusu Kanun"un 50. maddesinde haksız fiil nedeniyle müteselsilen sorumluluğuna gidilebilecekler gösterilmiştir. Yukarıda açıklanan yasal duruma göre, davalı zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamaz. Yine Kanun hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamaz. Zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerekir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir. Açıklanan nedenlerle, BK"nın 49 (TBK.58) maddesine göre, davalının eylemi, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir "" şeklinde hususlar belirtilmiştir.
Mahkemece bozma ilamı sonrasında, 01/02/2018 tarihinde yapılan ilk duruşmada 22/12/2014 tarih ve 2014/36 esas, 2014/587 karar sayılı direnme kararı verilmiştir. Ardından yapılan 22/02/2018 tarihli ikinci duruşmada ise taraflar arasında görülen boşanma davası neticesinde davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmiş olduğundan ve bu durumun aynı eylem nedeni ile iki ayrı tazminatın tahsili sonucunu doğuracağından bahisle mahkemece konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun, bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 429/2. maddesinde, “…Mahkeme, temyiz edenden 434. madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.” hükmü düzenlenmiştir.
Bu açık hüküm karşısında, mahkemece tarafların beyanlarının alınmasından sonra yapılacak iş açıkça bozma nedenlerine uyulması ya da eski kararda direnilmesine dair ara kararı oluşturmak olmalıdır. Zira, mahkemelerin direnme kararları (HUMK"nun 429/II. maddesi) bir davayı sona erdiren ve temyizi mümkün olan nihai kararlardandır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; Mahkemece bozma ilamı sonrasında, 01/02/2018 tarihinde yapılan ilk duruşmada 22/12/2014 tarihli, 2014/36 esas ve 2014/587 karar sayılı kararında direnme kararı verildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, Dairemizin 05/04/2016 tarihli bozma ilamı sonrasında yapılan ilk celsede direnme kararı verilmiş olmasına karşın, yargılamaya devam olunarak yapılan ikinci celsede davanın konusuz kalması nedeni ile esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek yeni bir hüküm kurulmuştur. Oysa ki, mahkemece bozma ilamına karşı verilen direnme kararından kendiliğinden vazgeçilemeyeceğinden, direnme kararı doğrultusunda ve bu karara uygun şekilde hüküm kurulması gerekmektedir. Mahkemece verilen karar usul ve yasaya aykırı olup kararın bu nedenle bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, tarafların diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına ve taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde geri verilmesine 16/10/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.