10. Hukuk Dairesi 2020/2187 E. , 2021/11604 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak, hükümde belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Eldeki davada mahkemece ilk kez verilen 14.05.2015 tarihli karar, Dairemizin bozma ilamı ile özetle “…..Eldeki davada ise; 506 sayılı Yasanın 80’inci maddesi kapsamında 2006 yılı 7. Ay ile 10. Ay (dahil) arasındaki borçların tamamından sorumlu olduğuna dair yaklaşım isabetli ise de; 28.07.2006 tarihinden sonra 31.07.2006 tarihi itibari ile tahakkuk eden 2006 yılı 6. Ay bakımından da davacının sorumlu olması gereğinin dikkate alınmaması isabetsiz olduğu gibi, davacının şirketten tahsili mümkün olmayacağı anlaşılan Kurum alacakları bakımından, 6183 sayılı Yasanın 35’inci maddesi kapsamında, devralan ortak sıfatı ile payı oranında sorumluluğu yerine, sorumsuzluğuna dair kabulle karar verilmesi de isabetsizdir.
O halde mahkemece, davacının limited şirkette ortak olduğu ve imza yetkili temsilci olduğu dönemlere göre yasal dayanakların farklılık arz ettiği dikkate alınarak ve zamanaşımı hükümlerinin de irdelenmesi ile sorumluluğunun belirlenmesi gereği gözetilmeksizin yazılı şekilde verilen karar usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Kabule göre de, davacı hakkında 30.01.2014 tebliğ tarihine kadar işleyen gecikme zammının hesaplanması gerekirken yazılı şekilde rapor tarihine kadar hesap yapılması isabetsiz olduğu gibi, 6183 sayılı Kanunun 58. maddesinde, itirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki kamu alacağının %10 zamla tahsil edileceği öngörülmüş olup, davacı borçlunun “ödeme emrine yönelik itirazında haksız çıktığı” belirgin bulunmakla, alacaklı davalı Kurum yararına haksız çıkma tazminatına karar verilmesi” gereğine işaret edilerek bozulmuştur.
Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı)
Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK)
Ayrıntıları Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2019 günlü ve 2015/10-3241 Esas, 2019/1325 K. Sayılı ilamında da belirtildiği üzere; mahkemece bozmaya uyulması sonucu artık bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğmuş olur. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemece tarafların beyanlarının alınıp bozmaya uyulmasına da karar verildikten sonra yapılacak iş; bozma gereklerinin yerine getirilmesi olmalıdır. Zira mahkemece bozmaya uyulması yönünde oluşturulan karar, bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine neden olur.
Hukuk Genel Kurulu"nun 18.10.1989 gün 541-534, 21.2.1990 gün 10-117; 7.10.1990 gün 439-562; 19.2.1992 gün 635-82; 23.2.1994 gün 936-94; 03.03.2010 gün ve 2010/12-81-118; 27.09.2006 gün ve 2006/19-635 E. 2006/573 K; 15.10.2008 gün ve 2008/19-624 E. 2008/632 K ile 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E. 2010/87 K. sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Eldeki davada ise bozma gereklerinin yerine getirildiğinden bahsedilmesi mümkün değildir.
Mahkemece, 07.06.2006-14.09.2006 tarihleri arasında ortak, 28.07.2006-31.10.2006 tarihleri arasında ise limited şirketin temsil ve ilzama yetkili müdürü olduğu anlaşılan davacının, zamanaşımına uğramadığı anlaşılan davaya konu ödeme emirlerinde 2006 yılı 6. ay borçlarının bulunmaması karşısında, 2006 yılı 7., 8., 9. ve 10. aylardan 506 sayılı Yasanın 80. maddesi gereğince temsile yetkili müdür ve üst düzey yönetici olması nedeniyle ve borcun tümünden, 2004 yılı 7. ay ile birlikte 2006 yılı 5. aya kadar olan (5. ay dahil) borçlardan ise 6183 Sayılı Yasanın 35. maddesi kapsamında, devralan ortak sıfatı ile 40/200 hissesi oranında sorumluluğunun bulunduğu dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken, usuli kazanılmış hakka ve bozma gereklerine aykırı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırıdır.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, ilk bozmamız çerçevesinde ve bozma uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 05.10.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.