10. Hukuk Dairesi 2014/7532 E. , 2014/23206 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İstanbul 7. İş Mahkemesi
Tarihi :12.06.2013
No :2009/382-2013/478
Dava, tedavi için reçete edilip, temin edilen ilaçların bedeli olan 14.191,20 TL"nin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, şahıs vekaletnamelerine istinaden alınan malzeme bedellerinin davacı şirket tarafından dava konusu edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi.. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Hukuk Genel Kurulu"nun 01.03.2006 gün ve 2006/21-5-33 sayılı kararında da belirtildiği gibi, Borçlar Kanunun 183-194. maddeleri (618 sayılı Borçlar Kanununun 162-172. maddeleri) arasında düzenlenen alacağın temliki, ister sözleşmeye, ister kanun hükmüne yada yargı kararına dayansın, üçlü ilişkiye dayanan hukuki bir yapıyı ifade eder. Yasa, temlik için yazılı şekil şartını yeterli görmektedir.
Alacaklı, bir borç ilişkisinden doğan alacağını üçüncü bir kişiye (temlik alan/temellük edene) devretmekte, alacak, temlik edenden üçüncü kişiye geçerken borç ilişkisinin aktif süjesi değişmekte, temlik eden borç ilişkisinden çıkarak onun yerine alacaklı sıfatıyla, alacağı devralan üçüncü kişi geçmektedir.
Temlik, mevcut bulunan bir alacağın varlık ve tutarını üçüncü kişiye aktaran bir işlem olup, yeniden borç doğurmaz (Yargıtay 4. HD. 13.4.1972 gün ve 1976 E-3333 K.)
Temlik ile birlikte üçüncü kişi, alacağı tamamen veya kısmen, alacaklı ile borçlu arasındaki borç ilişkisinin koşullarıyla iktisap etmektedir. Burada değişen sadece borç ilişkisinin tarafı (süjesi) olup, konusu (objesi) değildir (A.Kılıçoğlu-Borçlar Hukuku, 4. Bası, Syf.596 vd.).
Alacaklı, alacağını üçüncü kişiye olan borcunu ifa amacıyla temlik edebileceği gibi, borçludan olan alacağını tahsil amacıyla da temlik edebilir.
Temellük eden (üçüncü kişi), borçluya karşı, alacağın kendisine temlik edildiğini ve alacağın varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Üçüncü kişi bunu ispat edebilmek için, alacaklının elinde bulunan ve alacağın varlığını gösterir bilgi ve belgelere dayanabilecektir. Üçüncü kişi ile borçlu arasındaki ilişki, alacaklı ile borçlu arasında borcun doğumuna yol açan borç ilişkisine dayanmaktadır.
Borçlu, temliki öğrendiği zaman temlik edene karşı haiz olduğu defileri üçüncü kişiye karşı da ileri sürebileceği gibi, alacak hakkının doğumunu önleyen olaylarla, alacak hakkını ortadan kaldıran olayları da itiraz olarak ileri sürebilir. Borçlunun ileri sürdüğü itirazlar sabit olduğu takdirde, yapılan temlik işlemi geçerli olmayacaktır.
Bir diğer ifadeyle, temlike rağmen borç ilişkisinin, özellikle sözleşmenin aktif süjesi olarak (temlik eden) alacaklı sıfatını korumakta, bu nedenle de, borçlunun borç ilişkisiyle ilgili irade beyanlarının muhatabı, temlikten önce olduğu gibi temlikten sonra da alacağı temlik eden ilk alacaklı olmaktadır.
506 sayılı Kanun kapsamında, sağlık sigortasının yasal temeli, anılan Kanunun 32. vd maddeleri olup, somut olayda, sağlık malzemesi alımından kaynaklanan alacak temlik edilmekte, 2007 yılındaki vekaletnameler ile davacı şirket, SSK alacaklılarının (sigortalılarının) yerine geçmektedir. Anılan belgelerin, üçüncü kişiye alacağı talep etme, tahsil ve ahzu kabz yetkisi tanıdığı görülmektedir. Alacağın temlikinin, alacaklı ile üçüncü kişi ve borçlu bakımından yukarıda açıklanan hüküm ve sonuçları ancak sağlık sigortasının kapsam ve koşullarını düzenleyen mevzuat çerçevesinde belirlenebilir. Davacı Şirket, SSK sağlık mevzuatı uyarınca davalı Kurum tarafından sigortalı ve hak sahiplerine yapılması gereken sağlık yardımlarına ilişkin alacak haklarının, ilgili sigortalılar tarafından kendisine temlik edilmesi üzerine iş bu davayı açtığına göre, uyuşmazlığın temelinde Kurumun sağlamakla yükümlü olduğu sağlık yardımlarının ödettirilmesi isteği vardır. Bu hakkın sigortalılar tarafından davacı şirkete temlik edilmesi, uyuşmazlığın 506 sayılı Kanundan kaynaklanmış olması gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 07.11.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.