12. Ceza Dairesi 2020/688 E. , 2020/4170 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanık ..."in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 136, 43/1 ve 62/1. maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.07.2012 tarihli ve 2009/256 esas, 2012/1273 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre; sanık ... hakkında üzerine atılı suçu işlediğinden bahisle mahkumiyetine karar verilmiş ise de, kendisi ile birlikte bahse konu suçu işlediği iddia olunan ve mahkumiyetine karar verilen diğer sanıklar ..., ... ve ... haklarındaki hükümlerin temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 23.03.2015 tarihli ve 2014/20994 esas, 2015/4866 karar sayılı ilamı ile; “.... Sanıklardan ...’nin, ... Şirketi‘nin muhasebecisi olduğu, sanıklar ... ve ...’ın ise, parça kontör yükleme işiyle sorumlu olduğu, her üç sanığında bahse konu şirkette işçi olarak bulunduğu, sanıklar ..., ... ve ...’ın, şirkette ele geçirilen kimlik fotokopilerinin, sim kartların kendileri tarafından temin edilmediğini ve ne şekilde temin edildiğine dair bilgilerinin bulunmadığını abonelik sözleşmelerinin kim tarafından ne şekilde doldurulduğunu beyan etmeleri, sanıkların şirkette işçi olarak bulunmaları, şirketin ortağı ve yöneticisi olan diğer sanıklar ..., ... ve ...’in, şirketlerinde işçi olarak bulunan bu sanıklar ile birlikte hareket ettiklerine dair bir iddia ileri sürmemeleri dikkate alındığında, sanıkların savunmalarının aksine, mahkumiyetlerine yeterli her türlü şüpheden uzak bir delil bulunmadığı dikkate alınarak, sanıklar ..., ... ve ... hakkında atılı suçlardan ayrı ayrı beraat kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması...” şeklinde karar verilmiş olduğu anlaşılmakla, aynı suçtan dolayı mahkumiyetine karar verilen sanık ... yönünden de beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığının 06.02.2020 tarihli ve 94660652-105-34-21201-2019-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.02.2020 tarihli ve 2020/19510 sayılı ihbarnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Ayrıntıları 14.11.1977 tarihli ve 1977/3-2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.05.2019 tarihli ve 2016/23-759-2019/425 sayılı kararıyla uyum gösteren Genel Kurul ve Daire kararlarında vurgulandığı üzere; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile hakim tarafından ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerek usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ve ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesinden dolayı bu amaçlara hizmet etmeyen ve sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi, bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır.
Aynı nedenlerle olağan yasa yollarına göre, kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi, tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir.
Hakim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi, geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda yasanın aradığı kesinlikten bahsedilemez.
Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hakimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma evresinde alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmektedir.
Sübutu kabul edilen eylemin suç oluşturup oluşturmayacağı ya da hangi suçu oluşturacağı yönündeki hukuki tespit, kabul ve uygulamaların yukarıda sayılan, uygulama birliği ve hukuk güvenliği amaçları bağlamında kamu yararı taşıdığından ve suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı hususu hakimin takdirine ilişkin değil, maddi hukuka ilişkin bir hukuka aykırılığı oluşturacağından, kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceğinde şüphe yoktur. Ancak; olaya ilişkin deliller toplanıp değerlendirilmişse, delil takdiri yapılarak verilen bu karar aleyhine, eksik kovuşturma yapıldığından ya da takdirinde yanılgıya düşüldüğünden bahisle kanun yararına bozmaya gidilemez.
Diğer taraftan Türkiye"nin taraf olduğu 4 Kasım 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin) 6. ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36/1. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılama hakkı kapsamında kalan ve ceza yargılama hukukunun temel ilkelerinden olan “çifte yargılama yasağı/non (ne) bis in idem” kuralı gereğince, nihai bir kararla mahkum edilen ya da beraat eden kimse, aynı egemenlik alanı içinde aynı fiilden dolayı yeniden yargılanamaz ve cezalandırılamaz.
Ne var ki asıl amacı maddi gerçeğe insan onuruna yaraşır biçimde ulaşmak olan ceza yargılamasının, adli hatalar nedeniyle mutlak hakikate ulaşamaması muhtemel ve vakıadır. Bu nedenle kesin hükmün otoritesine istisna olmak üzere olağanüstü yasa yolları benimsenmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma, aynı Kanun’un 311-314. maddelerinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi ile 308. maddesinde yer alan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı da bu istisnalardandır.
Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümdeki maddi ve usule ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi amacını taşıdığından, kanun yararına bozma talebine ilişkin incelemenin, talebe esas teşkil eden hüküm ya da kararın tesis edildiği tarih ve şartlar dikkate alınarak yapılması gerekir. Hüküm ya da karar tarihinden sonra ortaya çıkan deliller, koşulları varsa yargılamanın yenilenmesini gerektirebilir ise de kesinleşen hükmü veya kararı kanun yararına bozma talebinin konusu haline getiremez. Aksi düşünce hem kesin hükmün otoritesini sarsar hem “çifte yargılama yasağı/non (ne) bis in idem” kuralını ihlal eder hem de hukuk güvenliğini zedeleyerek toplumsal tedirginlikleri ve huzursuzlukları besler.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece, deliller değerlendirilerek, sanığın, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu işlediği sabit kabul edilerek, mahkumiyet hükmü kurulduğuna göre, delil takdiri yapılarak verilen bu karar aleyhine, sanığın atılı suçu işlediğine dair her türlü derecede şüpheden uzak, ceza hükmü kurulmasına yeterli delil elde edilemediği gözetilmeden beraati yerine mahkumiyetine karar verilerek, takdirde yanılgıya düşüldüğü gerekçesiyle kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağından, kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen ihbarnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görülmediğinden, Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.07.2012 tarihli ve 2009/256 esas, 2012/1273 sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.07.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.