10. Hukuk Dairesi 2014/9237 E. , 2014/19845 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi : Keşan 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Tarihi : 06.11.2013
No : 2012/275-2013/424
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı davalı işyerinde 2005 yılı Eylül ayından 2011 yılı Mart ayına kadar olan hizmetlerinin tespitini istemiştir. Davacı tarafından 17.06.2011 tarihinde açılan davada, Mahkeme 31.12.2006–31.03.2011 tarihleri arasındaki dönemde çalışma sürelerinin tamamının Kuruma bildirildiğinden, bu dönem yönünden davacının davayı açmakta hukuksal yararının kalmadığı, 31.12.2006 tarihinden önceki dönemdeki çalışmalarının ise 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından reddine karar vermiştir. Dosya içeriğinden 15.01.2006–28.02.2006 dönemine ilişkin sigortalılık bildirimlerinin dava dışı 240 Sicil numaralı işyerinden gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesinde, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmış olup anlaşılacağı üzere çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden bu maddeyle getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Buna göre; ilgili kişi hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, sigortalılık bildirimini içeren dönemsel sigorta primleri bordrosunun/aylık prim ve hizmet belgesinin hazırlanmadığı veya anılan süre içerisinde Kuruma teslim edilmediği, sigorta priminin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur. Bununla birlikte önemle vurgulanmalıdır ki değinilen kuralın tek istisnası, kamu kurum ve kuruluşlarında gerçekleşen hizmete ilişkin olarak, Kuruma aktarılmasa dahi işveren tarafından ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapılması olgusudur. Bir başka anlatımla, sözü edilen niteliğe sahip işyerinde çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin de belgelere dayandırılması asıl olduğundan, yukarıda açıklanan durumların hiçbiri gerçekleşmemiş olsa da Kuruma aktarılmamasına karşın işverence ilgiliye ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapıldığı takdirde hak düşürücü süreye ilişkin hüküm uygulanamaz. Belirtilmelidir ki, uygulama yapılırken, hizmetin ara vermeksizin kesintisiz gerçekleştiği durumlarda, çalışmanın sona erdiği (işten çıkış yapıldığı) yılın sonuna karşılık gelen 31 Aralık gününden başlayarak 5 yıllık sürenin hesaplanması gerekmektedir.
Eldeki dosyada, 15.01.2006 - 28.02.2006 tarihleri arasında çalışmaların bildirildiği işyeri ile davalı işyeri arasında hukuki ve fiili irtibat olup olmadığı araştırılmalı, bağlantı yok ise 17.06.2011 tarihinde açılan davada hak düşürücü sürenin gerçekleştiği, bağlantı bulunduğu takdirde çalışmanın kesintisiz olduğu sonucuna varılacağından istemin hak düşürücü süreye uğramadığı gözetilmeli, talep edilen dönem olan 28.02.2006 tarihinden itibaren davacının yapılan bildirimlerinin tam gün üzerinden eksiksiz değil kısmi şekilde gerçekleşmiş bulunduğu da dikkate alınmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.10.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.