10. Hukuk Dairesi 2012/106 E. , 2012/2178 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine bağlanan gelirler ve ödenen cenaze giderinin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tahsili istemine ilişkindir.
Mahkeme, .... hakkındaki davanın reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın ise yazılı biçimde kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı ile davalılar ....avukatı ve davalı ....avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, davacı Kurum ve davalı .... temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Hüküm İş Mahkemesinden verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesi hükmüne göre, İş Mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.
Olayda hüküm, 08/07/2009 tarihinde temyiz eden davalı .... avukatına tebliğ edilmiş, temyiz ise, 17/07/2009 tarihinde vuku bulmuştur. Şu duruma göre, davada 8 günlük temyiz süresi fazlası ile geçmiştir.
O halde, 01.06.1990 gün ve 1989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararı da göz önünde tutularak, davalı Medaş avukatının, temyiz dilekçesinin, süre aşımı yönünden Reddine.
2- Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 26. maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı kararı ile 26. maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, Kurumun rücu hakkının, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, ilk peşin değerli gelirler ile harcama ve ödemelerin; tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarıyla sınırlı kısmına hükmedilmesi gerekirken, gerçek zarar tavan değeri gözetilerek hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Bu kapsamda, 5510 sayılı Yasanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesindeki, “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile, bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı
veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir.” düzenlemesi üzerinde durma gereği de bulunmaktadır.
“Kanunların geriye yürümesi veya yürümemesi konusunda mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta, kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir.
Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının istisnalarından birini, beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar oluşturmaktadır. Kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin kurallar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Yargılama hukukunu düzenleyen kanunlar da, ilke olarak geçmişe etkilidir ...
5510 sayılı Yasanın 21. maddesiyle yeniden getirilen “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı” tazmin hükmünün, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gibi; rücuan tazmine ilişkin düzenlemenin, yasanın yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden önce meydana gelen olay ve ilişkilere uygulanmasını gerektirir yukarıda sıralanan istisnai durumlar kapsamında değerlendirilemeyeceği hukuksal gerçeği de bozma üzerine yürütülecek yargılama sürecinde göz önünde bulundurulmalıdır.
3-Somut olayda, davalı ... limitet şirketinin, mermer işletme şantiyesine ait eski enerji hattının, yeni hatta aktarılması işinin, anılan şirket tarafından, diğer davalı ... limitet şirketine ...şirketi sigortalısı olan kazalının, üzerinde çalıştığı 12 metrelik elektrik direğindeki cereyanın hatalı kesilmesi ve emniyet kemerinin de bağlı olmaması nedeniyle, akıma kapılıp düşerek zararlandırıcı sigorta olayına maruz kaldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, temyize konu iş bu ilk rücu davasına ilişkin olarak kusur raporu alınmamış, halen derdest olan ve hak sahipleri tarafından aynı davalılara karşı açılan tazminat davasına dayanılmıştır. Söz konusu tazminat davasında alınan 20.02.2008 havale tarihli kusur raporunda ise; davalı işveren ... elektrik limitet şirketine %45, davalı ...’a %30, sigortalıya %25 oranında kusur izafe edilmiş, davalı....şirketinin, işi anahtar teslimi verdiği gerekçesiyle anılan davalının kusursuz olduğu belirtilmiştir. Diğer yandan, ... Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/229 Esasında, dava dışı olup Medaş elektrik ustası .. .., ... işletme şefliği görevlis.... şirketi müdürü ve ortağı... limitet şirketi şantiye şefi ... hakkında kamu davası açıldığı, ancak, mahkemece akıbetinin araştırılmadığı anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi hükmüne göre; hukuk hâkimi, kusur olup olmadığına karar vermek için, ceza hukukunun mesuliyete dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun takdiri ve zararının miktarını tayin hususunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak, kesinleşen ceza mahkemesi ilamında saptanmış olan maddi olguların hukuk hâkimini de bağlayacağı tartışmasızdır. Dava dışı .... ceza mahkemesince kusurlu bulunup mahkum olması ve maddi olguya ilişkin hükmün kesinleşmesi halinde, adı geçenlerin kusursuzluğundan söz edilemeyeceği gibi, münasip oranda bir miktar kusurlu sayılmasında da zorunluluk bulunmaktadır. Hükme dayanak kılınan kusur raporunda; bu yönde bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı ve bu nedenle de hükme elverişli bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi iptal kararı kapsamında, Kurumun rücu hakkının, halefiyet ilkesine dayanmayıp, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı, ya da, hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, tazminat davasında alınan kusur raporunun iş bu rücu davasında bağlayıcılığından söz edilemez. Kaldı ki söz konusu tazminat davasının kesinleşip kesinleşmediği hususu da açıklığa kavuşturulmamıştır. Mahkemece, ceza davasının sonucunun kesinleşmesi beklenmeli, daha sonra, tazminat davası da dikkate alınarak, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişi heyetinden ceza davasında kesinleşen maddi olgular da değerlendirilerek, tarafların kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden rapor alınıp, belirlenen oran ve aidiyetlere göre ve talepte gözetilerek Anayasa Mahkemesi iptal kararı çerçevesinde, davalıların rücu sorumluluğu belirlenip, sonucuna göre bir karar tesis edilmelidir.
O halde, davacı Kurum avukatı ile davalılardan .... avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davalılardan ...."ne iadesine, 14.02.2012 gününde oy birliğiyle karar verildi.