
Esas No: 2022/1482
Karar No: 2022/2068
Karar Tarihi: 21.02.2022
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2022/1482 Esas 2022/2068 Karar Sayılı İlamı
9. Hukuk Dairesi 2022/1482 E. , 2022/2068 K."İçtihat Metni"
BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ : ... 27. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
İLK DERECE
MAHKEMESİ : ... 15. İş Mahkemesi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili özetle; davacının davalı işyerinde hammadde hazırlama ustası olarak 12.07.2005 tarihinden 30.04.2016 tarihine kadar kesintisiz çalıştığını, davalı işyerinde gelişmiş ülkelerde yasak olduğundan ... ... Limanında meşru olmayan yöntemlerle sökülen gemilerden toplanan asbest parçalarının yeniden işlenerek yalıtım malzemesi olarak kullanılması için üretim yapıldığını, davacının son aylık ücretinin net 2.500,00 TL olduğunu, ücretlerin elden ödendiğini, sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden ödenmediğini, davacının davalı yanında kesintisiz çalışmasına karşın 2009 ve 2014 tarihlerinde kısa süreli giriş çıkış yapmış gibi gösterildiğini, davalı işyerinde hafta içi normal mesailerin 08.00-17.00 saatleri arasında olup, her gün en az 3 saat fazla mesai yapılarak saat 20.00’ye kadar çalışıldığını, cumartesi günleri normal mesainin 08.00-13.00 saatleri arasında olduğunu, en az 5 saat fazla mesai yapılarak saat 18.00'e kadar çalışıldığını, davalı işyerinde bir öğün yemek verildiğini, davacının haksız yere işten çıkartıldığını, işten çıkartıldıktan sonra davalı tarafından herhangi bir ödemenin yapılmadığını iddia ederek; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti, genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti ve asgari geçim indirimi alacaklarının faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili özetle; davacının 12.07.2015 tarihinde işe alındığını, davacının işyerine 25 Km uzaklıkta ikamet ettiğini, dolayısı ile işyerine saat 10.00-11.00 gibi geldiğini, çalışma saatlerinin 17.00’ye kadar olduğunu, davacının yaşadığı sorunlardan dolayı kendisinden çıkışının yapılmasını talep ederek tazminat haklarını istediğini, bunun üzerine belirli dönemlerde davacının çıkış ve giriş işlemleri yapılarak tazminatlarının kendisine ödendiğini, feshe ilişkin olayda ise, davacının ekonomik sıkıntıları nedeniyle işten ayrılmak istediğini söylediğini, davacıya kendi isteği ile işten ayrılırsa kıdem tazminatı ödenemeyeceğinin anlatıldığını, davacının ayrılmak istediğini ve dava açacağını söyleyerek gittiğini, son olarak 22-23 Haziran 2016 tarihinde kendisi ile tekrar görüşüldüğünü, davayı geri çekmesi hususunda uzlaşma teklif edildiğini, aynı şartlarda işe devam etmesinin istendiğini, ancak kendisinden olumlu yanıt alınamadığını, işyerlerinde Ramazan ayında oruçlu olduklarından öğle yemeği izni kullanmadıklarından dolayı saat 16.00’ya kadar çalışıldığını, işyerinde yemek yemedikleri için, hissesine düşen miktarda para veya erzak şeklinde ödeme yapıldığını, bayram tatillerinde çalışılmadığını ve dini bayramlarda yılbaşlarında imkanları ölçüsünde ikramiye verildiğini savunarak, haksız davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu :
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :
Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu :
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer alması gereken hususlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359 uncu maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, “Tarafların iddia ve savunmalarının özeti”, “İlk Derece Mahkemesi kararının özeti”, “İleri sürülen istinaf sebepleri” ve “Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep” Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer alması gereken zorunlu hususlardandır.
Buna göre kararda, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Anayasa’nın 141'inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Gerekçe, mahkemenin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Mahkeme, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (KURU, Baki/ARSLAN, Ramazan/YILMAZ, Ejder: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yeniden Yazılmış Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı , ... 2011, s.472).
Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkrasının bulunması zorunludur.
Nitekim 07/06/1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği kanun koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez.
Diğer taraftan 28/07/2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun’un 38'inci maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359'uncu maddesine eklenen üçüncü fıkra “Bölge Adliye Mahkemesi, başvurunun esastan reddi kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerini özetlemek ve ret sebeplerini açıklamak kaydıyla, kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermekle yetinebilir.” şeklindedir.
Belirtmek gerekir ki 7251 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi durumunda, gerekçesiz karar verilebileceği şeklinde yorumlanamaz. Bu anlamda, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi durumunda da, istinaf sebepleri kapsamında İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka uygunluk sebeplerine dair gerekçe tesis edilmelidir.
Açıklanan hukuki olgular karşısında belirtmek gerekir ki, somut uyuşmazlıkta, Bölge Adliye Mahkemesi kararında her ne kadar taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan ve olmayan hususlar belirtilmiş ise de; uyuşmazlık konuları sadece belirtilmekle yetinilerek kararda yer alması gereken zorunlu unsurlardan olan “Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep” hususları kararda yer almadığından, İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik olarak davalı vekilinin gerekçeli şekilde istinaf başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü itirazları değerlendirilmediğinden ve bu itirazlara dair bir gerekçe tesis edilmediğinden, bir başka ifadeyle karar somut olaya özgü hukuki gerekçe ihtiva etmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi kararı 6100 sayılı Kanun’un 359 uncu maddesine aykırı olarak tesis edilmiştir.
Bu itibarla, anılan hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde tesis edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararı usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
2-Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, taraflar arasındaki sözleşmeye, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Kabule göre ise;
3-Somut uyuşmazlıkta; davacının davalı işyerinde 12.07.2005-15.10.2009, 03.11.2009-30.06.2014 ve 01.09.2014-30.04.2016 tarihleri arasında üç dönem çalışması bulunmaktadır. İlk dönem çalışmanın sona erdiği 15.10.2009 tarihinde davacının imzaladığı ibranamenin ve kıdem- ihbar tazminat bordrolarının geçerli olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.
15.10.2009 tarihli ibranamede, davacı bu tarihe kadarki çalışmalarına karşılık kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesai, genel tatil, hafta tatili ücretleri ve sair sosyal hak ve alacaklarını aldığını beyan etmiştir. İbraname davacı yanca imzalıdır. Bu dönem için düzenlenen kıdem ve ihbar tazminat bordrolarında da davacının imzası bulunduğu gibi ibraname fesih tarihinde alınmıştır. İbranamede alacaklar tek tek sayılmıştır. İbranamenin irade sakatlığı ile alındığına dair delil bulunmadığı gibi kıdem-ihbar tazminatı ile diğer ücret alacakları yönünden savunma ile de çelişmemektedir. Bu durumda, karşılığı ödenen kıdem-ihbar tazminatı, fazla mesai ve genel tatil ücretleri yönünden, ibraname geçerli sayılarak, davacının ilk dönem çalışmasının (12.07.2005-15.10.2009 dönemi) hak kazandığı alacakları ödenmek suretiyle tasfiye edildiği kabul edilmelidir.
03.11.2009-30.06.2014 tarihleri arasındaki ikinci dönem çalışmada da davacı tarafından imzalanan kıdem tazminat bordrosunda yazılı kıdem tazminatının davacıya ödendiği dosyaya sunulan banka dekontu ve davacının kabulüyle sabit olduğundan, davacının bu dönem çalışmaya ilişkin kıdem tazminatı talebinin reddi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır. Bu döneme dair ihbar tazminatı, fazla mesai ve genel tatil ücret alacakları ise 03.11.2009-30.06.2014 tarihleri arasındaki hizmet süresine göre yeniden hesaplanmalıdır.
01.09.2014-30.04.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi ise üçüncü çalışma dönemi olup, her ne kadar dava dilekçesinde haksız fesih iddiasında bulunulsa da; davacı ... ve ortak tanığın feshe ilişkin bilgilerinin olmaması, dosyada mübrez işten ayrılma bildirgesinde “03” (işçinin istifası) kodunun belirtilmesi ve yargılamada dinlenen davalı ... ...’ın davacının işi kendisinin bıraktığını beyan etmesi ile dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının işten kendisinin ayrıldığı anlaşılmaktadır. Davacı haklı bir sebep belirtmeden işi kendisi bıraktığından, 01.09.2014-30.04.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi yönünden talep edilen kıdem ve ihbar tazminatlarının reddedilmesi, fazla mesai ve genel tatil ücretlerinin ise 01.09.2014-30.04.2016 tarihleri arası için yeniden hesaplanması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle hükmün bozulması gerekmiştir.
4-İlk Derece Mahkemesi gerekçeli kararda, hüküm altına alınan alacakları, davacının ücret miktarını net 2.000,00 TL kabul ederek re’sen hesapladığını açıklamış ise de; kararda hesap dökümü de detaylı olarak gösterilmemiş olup, mahkemenin re’sen yaptığı hesaplamanın denetlenememesi de ayrıca bozma nedenidir.
5-Hesaplamalar yapılırken yıllık izin ücreti ve asgari geçim indirimi talepleri yönünden, hükmün bozulmadığı gözetilerek ve sair yönlerden usuli kazanılmış haklar dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerektiği gözden kaçırılmamalıdır.
Sonuç:
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.02.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.