10. Hukuk Dairesi 2012/8612 E. , 2013/5523 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı Kurum, 09.12.2007 tarihinde davalı tarafından kasten ateşli silahla yaralandığı iddia edilen sigortalı ... ’e yapılan harcama ve ödemelerden oluşan Kurum zararının rücuan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın yasal dayanağının 5510 sayılı Kanunun 21/4’üncü maddesi olduğundan bahisle davalının derdest ceza yargılamasında uygulanan indirim oranında toplam zarardan indirim yapılarak davalının sorumluluğu belirlenmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 76’ncı (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33’üncü) maddesi uyarınca, olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme, yani mevcut hukuk düzeni içerisinde uyuşmazlığın yerini tespit etmek ise Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 74 ve 75’inci (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 25 ve 26’ncı) maddelerine aykırı olmamak şartıyla hâkime aittir. Zararlandırıcı sigorta olayı 09.12.2007 tarihinde meydana gelmiş olup; öncelikle uyuşmazlığın normatif dayanağının 5510 sayılı Kanun mu yoksa 506 sayılı Kanun mu olduğunun tespiti gerekmektedir.
Bu kapsamda uyuşmazlığın çözümü, kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kuralların incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Kanunlar, metinlerinde belirtilen tarihte yürürlüğe girer ve buna bağlı olarak hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkileyip etkilemeyecekleri, yani, geçmişe etkili olup olmadıkları ile ilgili mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, “toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh:193-194; Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18. Baskı , Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh:73).
Hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. “Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak yolda yorumlamamakla yükümlüdür.” (Yargıtay HGK; 09.03.1988 tarih ve 1987/2-860 E. 1988/232 K; 13.10.2004 tarih ve 2004/10-528 E. 2004/533 K; 06.04.2005 tarih ve 2005/10-183 E. 2005/241 K; 14.03.2007 tarih ve 2007/3-121 E. 2007/128 K. sayılı kararları).
Kanunların geriye yürümemesi kuralının istisnaları arasında; kazanılmış hakları ihlal etmemek kaydıyla kanunun yargılama hukukunu düzenlemesi, kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin olması ve beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar bulunmaktadır. Tamamlanmış hukuki durumları yeni kanun veya düzenleyici kuralın etkilememesi ve onlar üzerinde hukuki sonuç doğurmaması ise, kazanılmış hakları saklı tutma amacı gütmektedir.
Anılan istisnalardan olmayan 5510 sayılı Kanunun 21 ve 76’ncı maddelerinin geriye yürüyeceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Bu nedenle 01.10.2008 tarihinden önce meydana geldiği anlaşılan zararlandırıcı sigorta olayında uyuşmazlığın normatif dayanağının 506 sayılı Kanun olduğunun kabulü gerekir. Ancak söz konusu olayın iş kazası olup olmadığı dosyadan şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlaşılmadığından, öncelikle yasal dayanağın 506 sayılı Kanunun 26/2 maddesi mi, yoksa 39’uncu maddesi mi olduğu ve dolayısıyla davalının hukuki durumu belirlenmelidir. Buna göre; davalının sigortalıyı kasten yaraladığı iddiasıyla hakkında açılan ceza davasının kesinleşmesi beklenerek maddi olgu tespit edilmeli, deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki esaslar göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 22.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.