10. Hukuk Dairesi 2013/503 E. , 2013/5364 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, tespit istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı ile davalı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
01.05.1985 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalılığı ve toplam 3912 prim ödeme gün sayısı bulunan, davalı işverene ait işyerinden 01.01.1996 – 01.01.1997, 01.05.1997 – 01.11.1998 dönemlerinde adına tam gün üzerinden eksiksiz bildirim ve prim ödemesi gerçekleştirilen davacının, bunun dışında hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, dönemsel sigorta primleri bordroları ile bildirim veya çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir belirleme yapılmadığı, Köy Karar Defteri’nin ilgili sayfalarında, adı yazılı olmamakla birlikte koruma bekçisinin 02.11.1998 tarihinde işten çıkartılıp 04.05.1999 günü işe alındığının belirtildiği anlaşılmakta olup, 01.01.1997 – 01.05.1997, 01.11.1998 – 28.03.2004 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı bekçi olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma süreleri ile yaşlılık aylığına hak kazanıldığının tespitine ilişkin davada mahkemece yapılan yargılama sonunda, tanık anlatımlarına dayanılarak 01.01.1997 – 01.05.1997, 04.05.1999 - 28.03.2004 dönemlerine yönelik sigortalılık süresi hüküm altına alınıp diğer talepler reddedilmiştir.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 79. maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak (5) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden maddeyle getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve
dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Diğer taraftan; anılan Kanunun 6. maddesinde yer alan, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönündeki düzenleme ile anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davaların kamu düzeni ile ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri gerektiği açıktır. Bu bağlamda, hak kayıpları ile gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği dikkate alınmalıdır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde; davacının çalışmasına ilişkin tüm belgeler getirtilmeli, ilgili Kaymakamlık’tan kendisine silah verilip verilmediği belirlenmeli, tanık olarak ifadesi alınan köy muhtarının davacının iki kez cezaevine girdiği yönündeki beyanının gerçekliği ortaya konulmalı, aynı köyde yaşayanların tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, belirdiği takdirde anlatımlar arasındaki çelişkiler giderilmeli, özellikle Köy Karar Defteri’nin ilgili sayfalarında yer alan ve 02.11.1998’de işten çıkartılıp 04.05.1999 günü işe alındığı belirtilen koruma bekçisinin davacı olup olmadığı saptanmalıdır. Buna göre; 02.11.1998 – 04.05.1999 döneminde çalışmanın gerçekleşmediği anlaşıldığı takdirde 04.05.1999 tarihinden itibaren süregelen döneme yönelik istemin de hak düşürücü süre nedeniyle dinlenemeyeceği dikkate alınmalı, böylelikle hüküm altına alınması gereken hizmet süresi belirlendikten sonra yaşlılık aylığı tahsis koşulları irdelenerek elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekili ile davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 21.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.