10. Hukuk Dairesi 2012/9191 E. , 2013/5299 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, 5434 sayılı Yasa kapsamında bağlanan emekli aylığının yeniden tespiti ve fark alacakların ödenmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, taraflar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacının 24.02.1970-28.04.1983 tarihleri arasında TC İçişleri Bakanlığı"na bağlı Polis memuru olarak çalıştığını, 28.04.1983 tarihinde meslekten çıkartılan davacının o tarihten sonra SSK kapsamında sigortalı olarak çalıştığını, 01.03.2000 tarihinde 5510 sayılı Yasanın 4/c maddesine göre TC Emekli Sandığı"ndan emekli olduğunu, Davalı Kurumca Davacıya 2829 sayılı Yasaya göre aylık bağlandığını, 5473 sayılı Yasaya göre 01.07.2006 tarihinden itibaren yapılan ek ödemelerin yersiz yapıldığından bahisle 01.07.2006-30.11.2010 arası ek ödeme tutarı 5.300,00-TL"nin adına borç çıkartıldığını, borcun 2010 Aralık ayından itibaren emekli aylığının 1/4"ünün kesilmesi suretiyle tahsil edileceğinin bildirilip emekli aylığının 1/4"ü oranında kesinti yapılmaya başlandığını, yapılan kesintilerin iadesi gerektiğini, ek ödemenin davacı yönünden kazanılmış hak olduğunu, 31.03.2006 gün ve 26125 sayılı Resmi Gazete"de yayınlanan 5473 sayılı Yasanın 9. maddesiyle 5434 Sayılı Yasaya eklenen Ek 81. maddenin ilk şekline istinaden davacıya koşullan haiz olduğu için aylık 100,00-TL ek ödeme yapıldığını, davalı kurumun ödemeleri yersiz ödeme kabul ettiğini belirterek; davacının davalı Kuruma borçlu olmadığının ve 5473 sayılı Yasanın 9. maddesiyle 5434 sayılı Yasaya eklenen Ek-81.maddesine göre yapılan ek ödemenin davacıya ödenmesi gerektiğinin tesbitiyle davalı Kurumun 08.11.2010 tarih ve 157084 sayılı yazıya istinaden yaptığı kesintilerin iptaliyle davacıya yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ettiği,mahkemece,davanın esasına girilerek ,davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Kanunun “Uyuşmazlıkların çözüm yeri” başlıklı 101. maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, bu Kanun
hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği belirtilmiş olup, diğer taraftan, idari nitelikteki bir davanın hukuk
mahkemesine açılması durumunda izlenecek sürece ilişkin olarak, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununda birbirini tamamlayan düzenlemeler yer almaktadır. 6100 sayılı Kanunun “dava şartları” başlığını taşıyan 114. maddesinde, yargı yolunun caiz olması durumu, dava koşulları arasında sıralanmış, “dava şartlarının incelenmesi” başlıklı 115. maddesinde, dava koşulu eksikliğini saptayan mahkemece davanın usulden reddine karar verileceği belirtilmiştir. Diğer taraftan 2577 sayılı Kanunun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlığını taşıyan 2. maddesinde; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları ile idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenlerce açılan tam yargı davaları idari dava türleri olarak sıralanmış; “Görevli Olmayan Yerlere Başvurma” başlıklı 9. maddesinde; çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girmesine karşın, adli yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi durumunda, bu konudaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren (30) gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği, görevsiz yargı makamına başvuru tarihinin, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edileceği, adli yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra, anılan (30) günlük süre geçirilmiş olsa da, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabileceği bildirilmiştir.
Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirmede; taraflar arasındaki temel çekişme 5434 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasından kaynaklandığından ve uyuşmazlıkta 5510 sayılı Kanunun uygulama alanı söz konusu olmadığından, davada adli yargı ve giderek iş mahkemelerinin görevli olmadığı belirgin bulunmakla, idari yargı alanına giren davanın dava koşulu eksikliğine dayalı olarak usulden reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, işin esasına girilerek hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı ve davalı vekilinin, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 19.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.