
Esas No: 2022/5216
Karar No: 2022/6097
Karar Tarihi: 16.05.2022
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2022/5216 Esas 2022/6097 Karar Sayılı İlamı
9. Hukuk Dairesi 2022/5216 E. , 2022/6097 K."İçtihat Metni"
BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ : ... 12. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
İLK DERECE
MAHKEMESİ : ... 7. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı ve davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, davalı işveren yanında 17.10.2005 - 14.01.2012 tarihleri arasında en son aylık net 4.500,00 TL ücret, aylık 220,00 TL yemek, 150,00 TL yol sosyal hakları karşılığında Vodafone temsilcisi olarak çalıştığını, sonradan işyerine M.O. isimli bir müdür atandığını ve bu kişinin işveren sıfatını üstlendiğini, bu kişinin işçilere yönelik taciz ve bıktırıcı eylemleriyle çalışma ortamını ortadan kaldırdığını, çalışma koşullarını keyfi ve baskı ile gerçekleştirdiğini, davacıya karşı ahlâk ve iyiniyet kurallarına sığmayan söz ve davranışlarda bulunduğunu, ücretinin zamanında ödenmediğini, Şirket yetkilisine borç olarak verdiği paraları geri alamadığını, sonuç itibariyle manen yıprandığını ve işyerinde çalışamayacak duruma geldiğini, iş sözleşmesinin işverenin baskı ve tahakkümü ile sonlandığını, iş sözleşmesinin davacı tarafından sonlandırıldığının kabul edilmesi hâlinde ise feshin, mobbing ve bıktırıcı eylemler nedeniyle haklı nedenle yapıldığının kabulü gerektiğini, çalıştığı süre boyunca haftanın 5 günü 08.30-19.30, cumartesi günleri ise 08.30-15.00 saatleri arasında çalıştığını, son 1 aylık ücretinin ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları, ücret alacağı, ulusal bayram ve genel tatil ile fazla çalışma ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının hangi tarih aralığında çalıştığının resmî kayıtlarla sabit olduğunu, iddialarının asılsız olduğunu, davacının Şirket yetkililerinin bilgisi olmadan şahsi kararlarıyla Şirketi zarara sokucu işlemler yaptığını, Şirketin yeni ortaklarından M.O. tarafından imza yetkileri devralındıktan sonra yapılan harcamaların mesnedi sorulduğunda bilgi vermekten kaçındığını, davacının bu soruları mobbing olarak algıladığını, yönetim değişikliğinden sonra işe gelmemeye başladığını, akabinde yıllık izinlerini kullandığını, Vodafone Genel Müdürlüğü ve bölge müdürlüklerini arayarak davalı Şirketi kötülediğini, çalışan personeli ayaklandırdığını, iş vaadinde bulunarak işten çıkmalarını sağladığını, Vodafone tarafından davalı firmanın kurumsal sözleşmesinin feshedilmesinde etkin rol oynadığını, kullanmakta olduğu hattı teslim etmediğini, davacının kötüniyetli olarak işten çıkışını planladığını savunarak davanın reddini istemiş, ayrıca davacının Şirketi zarara uğrattığını ileri sürerek maddi zarar ve munzam zarar alacağı talep ederek karşı dava açmıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyaya sunulu Ticaret Sicil Gazetesi'ne göre davacının davalı işyerinde ilk olarak 16.10.2006 tarihinde Şirket dışından davalı Şirket müdürlüğüne seçilmesine karar verildiği, davacının Şirket müdürlüğünün ise 29.12.2011 tarihinde yapılan toplantı ile sona erdiği, işçiye özgü bağımlılık unsurunun şirket müdürlerinde görünmemesi, şirketi doğrudan doğruya işveren olarak temsil etmeleri nedeniyle şirket müdürlerinin durumunu 4857 sayılı İş Kanunu (4857 sayılı Kanun) kapsamında değerlendirme olanağı olmadığı, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtları incelendiğinde davacının davalı işyerinde 19.10.2005-16.10.2006 ve 29.12.2011-14.01.2012 tarihleri arasında 4857 sayılı Kanun kapsamında bulunan çalışmasının 1 yıl 14 gün olduğu ve bu kıdem süresine göre yapılan hesaplamanın hükme esas alındığı, davacının ihtarnamesinde fesih nedenini 2012 Ocak-Şubat ayları ücretinin, primlerinin ve fazla çalışma ücretlerinin ödenmemesi olarak açıkladığı, 4857 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca işveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümlerine veya iş sözleşmesi şartları gereğince hesap edilmez ya da ödenmezse işçinin haklı fesih imkanı bulunduğu, davacının fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacakları bulunduğundan 4857 sayılı Kanun kapsamındaki çalışmaları nedeniyle kıdem tazminatı tavanı göz önüne alınarak hesaplanan kıdem tazminatı alacağının bulunduğu; ancak iş sözleşmesini haklı nedenle de olsa fesheden işçinin ihbar tazminatı alamayacağı, davacının son ay ücretinin ödendiği ispat edilemediğinden son aya ilişkin ücret alacağının kabulü gerektiği, tanık beyanlarının incelenmesinden davacının haftalık 5,5 saat fazla çalışma yaptığı, dinî bayram dışında kalan ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının ispatlandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
2. Davalı tarafça açılan karşı dava 09.10.2019 tarihli celsede verilen ara karar ile bu dosyadan tefrik edilerek başka bir esas numarasına kaydedilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili; davacının çalıştığı dönemde davalı Şirketin yönetiminin tamamında etki ve söz sahibi olmadığı, davacının sadece resmî kayıtlarda göstermelik olarak müdür olarak atandığı, davalı Şirketi yönetenin ve asıl sorumlusunun ... olduğu, bu nedenle de davacının son olarak sigortalı işçi olarak çalıştığı da dikkate alınarak kıdem tazminatı ve sair tüm alacaklarının 17.10.2005-14.01.2012 tarihleri arasındaki tüm çalışmasına göre kabul edilmesi gerektiği, davalı vekilinin yargılamanın devamı sırasında çekilme dilekçesi sunmuş iken vekâlet ücretine hak kazanmak için kötüniyetle sonradan vekâletname ile yetki belgesi sunduğu, bu nedenle vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu iddialarıyla istinaf talebinde bulunmuştur.
2. Davalı vekili; karşı davaya dair tefrik kararını sonradan öğrendikleri, tefrik kararının da hatalı olduğu, tefrik edilen dosyadaki taleplerin birlikte incelenmesi hâlinde davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanamayacağının ortaya çıkacağı, davacı tarafın Şirketteki müdür değişikliğinden sonra iş ilişkisinin kendisine yüklediği sorumlulukları yerine getirmeyip verilen görevleri de gerektiği gibi ifa etmemeye başladığı, davacının işverene hesap verme yükümlülüğünü yerine getirmediği, yapılan iş ile ilgili kendisine sorulan soruları da mobing olarak zikrettiği, davacının işyerinde çalıştığı pozisyon sayesinde elde ettiği bir takım ticari bilgileri ve sırları kullanarak işveren Şirketi zarara uğrattığı, davacının imza yetkilerinin M.O.'ya devrinden sonra ahlâk ve iyi niyet kurallarına aykırı hareket etmeye ve işyerindeki diğer çalışanları işverene karşı kışkırtmaya başladığı, davacı tarafın feshinin haklılığı bulunmamakla birlikte, işveren Şirketin birden fazla haklı ve geçerli fesih nedeni bulunduğu ve davacının fazla çalışma alacağı da bulunmadığı iddialarıyla istinaf talebinde bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararyla; davacının ücret, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının bulunduğu, bunun karşılığının ödendiğinin kanıtlanamadığı, bu durumda iş sözleşmesinin davacı tarafından feshi 4857 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi uyarınca haklı nedene dayandığından Mahkemece davacının kıdem tazminatına hak kazandığının kabul edilmesinin yerinde olduğu, davalı tarafça puantaj kayıtlarının sunulmadığı görülmekle, tanıkların beyanlarıyla kanıtlanması karşısında, davacının müdür olarak görev yapmadığı dönem boyunca haftada 5,5 saat fazla çalışma yaptığının ve dinî bayramlar dışında kalan tüm ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının kabulü ile fazla çalışma ve genel tatil alacaklarının hüküm altına alınmasının dosya kapsamına uygun bulunduğu, işçiye özgü bağımlılık unsurunun şirket müdürlerinde görünmemesi, şirketi doğrudan doğruya işveren olarak temsil etmeleri nedeniyle şirket müdürlerinin durumunu 4857 sayılı Kanun kapsamında değerlendirme olanağı olmadığından Mahkemece müdür olarak görev yapılan dönem bakımından herhangi bir değerlendirme yapılmamasında isabetsizlik bulunmadığı, davacı vekili her ne kadar, davacının çalıştığı dönemde davalı Şirketin yönetiminin tamamında etki ve söz sahibi olmadığını, davacının sadece resmî kayıtlarda göstermelik olarak müdür olarak atandığını, davalı Şirketi yönetenin ve asıl sorumlusunun ... olduğunu iddia etmiş ise de kimse kendi muvazaasına dayanamayacağından bu iddiasına itibar edilmediği, duruşmalara bir taraf adına vekâletname sunarak katılan vekilin yargılama sürecinde her hangi bir nedenle (vefat, yasaklanma, azil, istifa gibi) vekillik görevinin sona ermesi, ilgili tarafın yargılamada vekille temsil edildiği gerçeğini ve buna bağlı olarak hak etmesi halinde vekâlet ücreti alacağını ortadan kaldırmayacağından Mahkeme kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediği, davalı taraf davacının iş sözleşmesinin feshi için birden fazla haklı ve geçerli fesih nedeni bulunduğunu iddia etmiş ise de davalı tarafça iddia ettiği fesih nedenleri ile ilgili yapılmış bir soruşturma ve fesih bulunmadığı, davacı hakkında yapılan suç duyurusunun davacının iş sözleşmesini feshettiğini belirttiği tarihten sonra yapıldığı, yapılan yargılama sonrası davacının beraat ettiği ve kararın Yargıtay onama ilâmı le kesinleştiği, SGK tarafından gönderilen davacıya ait hizmet cetveline göre davacının fesih tarihindeki eksik gün kodunun "15 (devamsızlık)" olarak bildirildiği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde davalının iddialarına itibar edilmediği, fazla çalışma ücreti hesabının tanık beyanlarına dayalı olması nedeniyle hakkaniyet indirimine gidilmesi yerinde olduğu gibi uygulanan indirim oranının da hakkın özünü etkilemeyecek ölçüde, dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun bulunduğu gerekçeleriyle davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, davacıya davalı Şirkette göstermelik olarak müdür görevi verildiği, Şirketin yönetiminin tamamında ve yönetiminde söz sahibi olmadığı, davacının diğer çalışanlarla aynı şartlarda çalıştığı, tüm talimatları Şirketin asıl patronu olan ...’dan aldığı, şirketin tamamını yönetmediği, işçi alma ve çıkarma yetkisi olmadığı, işçilik sıfatının ve niteliğinin belirlenmesinde önemli olan kriterin kağıt üzerinde görünen göstermelik ünvanlar değil işin niteliği ve işçinin yaptığı işin mahiyeti olduğu, davacının müdür veya lider olarak değil sigortalı bir işçi olarak çalıştığı, bu nedenle davacının son olarak sigortalı işçi olarak çalıştığı da dikkate alınarak kıdem tazminatı ve sair tüm alacakların 17.10.2005–14.01.2012 tarihleri arasındaki çalışmasına göre hesaplanması gerektiği, davalı vekilinin yargılamanın devamı sırasında çekilme dilekçesi sunmuş iken, vekâlet ücretine hak kazanmak için sonradan tekrar vekâletname sunduğu, bu nedenle ret vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu iddialarıyla temyiz talebinde bulunmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının davalı Şirkete dışardan müdür olarak atandığı ve Şirkette pay sahibi de olduğu dönemin 4857 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ile kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin yerinde olup olmadığı hususlarına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "B)İdare ve temsil" ana başlıklı "I-Müdürler: 1. Ortak Olanla" kenar başlıklı 540 ıncı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatiyle şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar.”
Aynı Kanun'un " Ortak olmayanlar" kenar başlıklı 541 inci maddesi ise şöyledir:
“Şirket mukavelesi veya umumi heyet karariyle şirketin idare ve temsili, ortak olmıyan kimselere de bırakılabilir. Bu gibi kimselerin salahiyet ve mesuliyetleri hakkında ortak olan müdürlere ait hükümler tatbik olunur.”
2. 4857 sayılı Kanun'un "Tanımlar" kenar başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddî olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir.”
3. 4857 sayılı Kanun’un "Tanım ve şekil" kenar başlıklı 8 inci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir...”
3. Değerlendirme
Bir üst başlıkta yapılan açıklamalar ile dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile kararın gerekçesinin dosya kapsamına uygun olduğu görülmüştür.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.05.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.