
Esas No: 2022/5908
Karar No: 2022/6738
Karar Tarihi: 30.05.2022
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2022/5908 Esas 2022/6738 Karar Sayılı İlamı
9. Hukuk Dairesi 2022/5908 E. , 2022/6738 K."İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : TESBİT-ALACAK
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tespit-alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Elektrik Üretim A.Ş. (...) Genel Müdürlüğüne ait ... Linyitleri İşletme Müdürlüğü bünyesinde bulunan garaj amirliğine dahil araçların kullanılmasına yönelik şoförlük işinde dava dışı alt işverenlere bağlı ilk olarak ... Şirketinde 16.04.2013 tarihinde çalışmaya başladığını, son olarak da Basutlar Şirketinde çalıştığını, 14.07.2016 tarihinde işten ayrıldığını, söz konusu alt işverenlerle davalı ... arasında hizmet alımı olarak adlandırılan, bu ilişkiye dayanak olan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun (4734 sayılı Kanun) 4 üncü maddesindeki hizmet olarak tanımlanan hiçbir faaliyetin yürütülmediğini, fiili olarak yürütülen işin tamamen yüklenici firmaların davalı ... Genel Müdürlüğüne işçi temin edilmesinden ibaret olduğunu, aynı konumda aynı işyerinde çalışması bulunan işçiler ile ilgili mahkemede açılan birçok davanın kabulüne karar verildiğini, davalı işletme ile firmalar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin altıncı fıkrasında belirtilen asıl işveren alt işveren ilişkisine dayandığını, özellikle hizmet satın alan yüklenici şirketler değişmesine rağmen işçilerin değişmeden aynı işyerinde çalışmaya devam ettiği durumlarda, yapılan hizmet alımının muvazaalı olmadığı sonucuna varılabilmesi için, davalı işletmenin hizmet satın aldığı şirketin işletmenin işyerinde kendileri açısından işyeri oluşturabilecek ayrı bir iş organizasyonlarının bulunması, başka bir ifadeyle kendi yönetimlerinde çalıştırdıkları işçilere kendi araç-gereç ve iş makineleriyle 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde hizmet olarak tanımlanan çerçevede bir faaliyet organize edip yürütüyor olmasının şart olduğunu, dava konusu olayda 4857 sayılı Kanun ve 6098 Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) anlamında muvazaaya dayalı bir durum söz konusu olduğundan dava konusu talepleri için zamanaşımının söz konusu olmayacağını ileri sürerek, davacının asıl ve gerçek işvereninin başından itibaren davalı ... Genel Müdürlüğü olduğunun tespitine karar verilmesini, kadrolu emsal işçilere ödenen ücretlere göre eksik ödenen veya hiç ödenmeyen ücret alacağının, ilave tediye, ikramiye ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı taraf ile davalı Şirket arasındaki sözleşmenin belirli süreli iş sözleşmesi olduğunu, davacıya kendi isteği ile işten ayrılırken tüm alacaklarının ibraname karşılığında ödendiğini, müvekkili Şirketin davacı işçinin ücretinden herhangi bir kesinti yapmadığını, Şirketin davacının iş sözleşmesinin sona ermesinde herhangi bir takdir yetkisinin olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 30.11.2017 tarihli ve 2016/487 Esas, 2017/263 Karar sayılı kararıyla; toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı ile yüklenici şirketler arasında personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı yapıldığı, personelin günlük çalıştığı taşıma işlerinin davalı uhdesinde kaldığı, bu nedenle anılan faaliyetlerin günlük yürütülme şeklini davalının belirlemiş olmasının olağan olduğu, Şirket işçilerinin çalıştırıldığı taşıma işlerinde fiilen şoför olarak çalışan Kurum personeli bulunmadığı, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun yürürlükten kaldırılan 15 inci maddesinin (g) bendi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 22 nci maddesi gereği ihale ile alt işverene verilmesinin olanaklı olduğu, davacı ile aynı konumda, aynı iş yerinde çalışması bulunan kişilerin aynı talep ile açtığı 2014/108 - 110 - 112 - 114 - 116 - 118 - 120 - 122 - 124 - 126 - 128 - 130 esas sayılı dosyalarda aynı gerekçeler ile aynı şekilde karara bağlanıp Yargıtay tarafından onandığı ve hizmet alımının muvazaalı olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 25.12.2019 tarihli ve 2018/2051 Esas, 2019/2376 Karar sayılı kararıyla; istinaf dilekçesinde bildirilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, her ne kadar genel hükümlere göre bir hizmetin yürütülmesi için personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımları olanaklı değil ise de özel hükümlerin bunu olanaklı hâle getirdiği, davalı ile şirketler arasındaki personel çalıştırılmasına dayalı ihalenin işçinin haklarının kısıtlanması anlamına gelmeyeceği, alt işverene ait işyerinde işe başladığını bilen bir işçinin ilerleyen aşamada muvazaadan bahsederek kamuya ait bir kısım mali haklardan ve sosyal yardımlardan yararlanmaya çalışmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesine de aykırı olduğu, bu sebeple hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 16.03.2021 tarihli ve 2020/5152 Esas, 2021/6297 Karar sayılı ilâmı ile; her ne kadar İlk Derece Mahkemesince aynı konuda açılan bir kısım davaların reddedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin emsal bir kısım kararlarında, aynı döneme ilişkin taşıma işi ile ilgili hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olduğunun kabul edildiği ve bu doğrultudaki kabul kararlarının yerinde görüldüğü, hâl böyle olunca, Mahkemece emsal kararlarda kabul edilen muvazaa olgusunun, eldeki dosya ile aynı döneme, aynı şirketlere ve aynı hizmet alım sözleşmesine ilişkin olup olmadığı yöntemince araştırılmadan sonuca gidilmesinin hatalı olduğu, davacının hangi hizmet alım sözleşmeleri kapsamında çalıştığı netleştirilip daha sonra muvazaa olgusunun kabul edildiği emsal dosyalardaki hizmet alım sözleşmesi ve çalışma dönemi ile eldeki hizmet alım sözleşmeleri ve çalışma dönemlerinin aynı olup olmadığı belirlenip, davacının işyerinde ifa ettiği iş de dikkate alınarak eldeki dosyada muvazaa olgusunun mevcut olup olmadığının belirlenmesi gerektiği, aynı hizmet alım sözleşmesine ilişkin olarak muvazaanın varlığına ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunması hâlinde, bu kararların aynı dönem için bağlayıcı olabileceği dikkate alınmadan eksik inceleme ile sonuca gidilmesinin yerinde olmadığı, diğer taraftan, Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda muvazaa olgusunun varlığı tespit edilir ise davacının sendika üyesi olmadığı ve dayanışma aidatı da ödemediği gözetildiğinde; davalı işveren işyerinde davacı ile aynı işi yapan ve sendika üyesi olmayan emsal işçi olup olmadığı belirlenerek emsal işçi olması hâlinde talep konusu alacakların emsal işçi ücretine göre hesaplanıp hüküm altına alınması; sendikalı olmayan emsal işçi bulunmadığının anlaşılması hâlinde ise, davalı ile ihbar olunanlar arasındaki sözleşme ve şartnamelerde işçiye ödenecek ücretin belirlenmesi ya da işçiyle yapılan bireysel iş sözleşmesinde ücretin gösterilmesi hâlinde bu ücrete göre söz konusu alacakların hesaplanarak hüküm altına alınması, böyle bir tespit yapılamadığı takdirde ücret alacağı, ikramiye ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti talepleri reddedilerek ilave tediye alacağının davacının almakta olduğu ücret üzerinden hesaplanarak hüküm altına alınması, Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda muvazaa olgusunun varlığı tespit edilemez ise, şimdiki gibi karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilâmına uyulmuş, bilirkişiden ek rapor alındıktan sonra, bozma ilâmı gereği yapılan araştırma sonucunda davacının, dava konusu dönem için emsal dosyalarda Yargıtay tarafından kabul edildiği üzere çalıştığı dava dışı taşeron şirketler ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunmadığı ve muvazaa olduğu, davacının başlangıçtan itibaren ... işçisi olduğunun belirlendiği ve davacının ilave tediye alacağına hak kazandığı, diğer alacak kalemleri yönünden emsal işçi bulunmaması nedeniyle taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği, davacının ilave tediye alacağı hususunda; davacı her ne kadar alacaklarını belirsiz alacak şeklinde talep edip harç tamamlama işlemi yapsa da söz konusu alacak kaleminin belirlenebilir alacak olduğu görülerek davanın kısmi dava şeklinde görüldüğü ve ıslah tarihi itibariyle zamanaşımının dolduğu, bu nedenle dava dilekçesinde talep edilen miktar üzerinden ilave tediye alacağının kabul edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, ıslaha karşı zamanaşımı def'inin dikkate alınarak dava dilekçesinde talep edilen miktarla sınırlı olarak ilave tediye alacağının hüküm altına alınmasının hatalı olduğunu, emsal kesinleşmiş dosyalarda da muvazaa olgusu ile birlikte davaların belirsiz alacak davası olarak kabul edildiğini ileri sürerek temyiz yoluna başvurmuştur.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; yapılan muvazaa tespitinin hatalı ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacı gibi hizmet alımı personeli olarak çalışan işçilerin kamu işçisi sıfatı kazanmadığını, kamu işçisi sıfatı kazanmadığı halde davacıya ilave tediye ücreti ödenmesi gerektiğine dair verilen kararın isabetsiz olduğunu belirterek hükmün bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Taraflar arasında, davalı ile dava dışı alt işverenler arasındaki asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olup olmadığı, davacının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmadığı ve davalının ıslah zamanaşımı def’inin dikkate alınıp alınmayacağı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1.4857 sayılı İş Kanunu, 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107 nci maddesi, 6098 sayılı Kanun
2.Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 2019/6969 Esas ilâ 2019/6986 Esas sayılı seri dava dosyaları.
3. Değerlendirme
1.Uyulan bozma kararı gereğince tesis edilmiş ilk derece mahkemesi kararında hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik olmamasına bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkan bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin hâkimin takdirine bağlı olduğu durumlarda hukuki imkânsızlık söz konusu olur. Bu durumda davacı alacaklı, hâkimin takdir yetkisini nasıl kullanacağını bilemeyeceği için davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını belirleyebilecek durumda değildir.
3.Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır.
4.Alacağın hangi hâllerde belirsiz, hangi hâllerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. İş yargılamasında sıklıkla davaların yığılması söz konusu olmakla alacağın belirsiz olma kriterleri her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Diğer yandan, aynı dava dilekçesinde talep yığılması şeklinde bazı alacaklar için belirsiz alacak davası bazıları için kısmi dava açılmasına kanuni bir engel bulunmamaktadır.
5. Belirsiz alacak davasında, dava tarihinde alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. 6098 sayılı Kanun’un 157 nci maddesi uyarınca, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Bu nedenle yargılama sırasında alacağın zamanaşımına uğradığından söz edilemeyeceğinden, davacının talep artırım dilekçesi üzerine ileri sürülen zamanaşımı def'inin de sonuca bir etkisi olmaz.
6.Somut uyuşmazlıkta; aynı hizmet alım sözleşmeleri ile çalışan işçilerin açmış oldukları davalarda asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayandığı kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sabit olduğundan Mahkemenin muvazaa tespiti yerindedir. Davacı vekili, davayı belirsiz alacak davası olarak açmıştır. Davacı, davalı ile alt işveren şirketler arasındaki ilişkinin muvazaaya dayandığı iddiası ile baştan itibaren davalının işçisi olarak kabul edilmesi gerektiğini ve ücretinin de davalı Kurum işçisinin ücretine göre belirlenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. İlave tediye alacağının da davalının kadrolu emsal işçisinin ücretine göre hesaplanması talep edilmiş olup bu hâlde bu alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olduğun söylenemez. İlk Derece Mahkemesince belirsiz alacak davası olarak açılan dava, kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle davalı vekilinin talep artırımına karşı zamanaşımı def'ine değer verilmesi ve davacının ilave tediye alacağının sadece dava dilekçesi ile istenen kısmının hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine,
30.05.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
T.H.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.